4 Eylül 2014 Perşembe

Bizde ilik aldırmak sünnettir!

Bizim sülale de sanırım gizli tarikatlardan. Yani belki çıbıldak bedenimize bir cüppe geçirip halka oluşturmuyoruz. Ya da halkanın ortasına geçip deli gibi seks yapmıyoruz -Ki öyle bir şey olsa Türk olduğumuzdan olay kan davasına dönerdi ya neyse- ama bizim sülalede seçilmiş olan kişiler çok farklı şeyler yapıyor. O seçilmişler de ben ve İlknur! Buna kalıbımı basarım hani. 

Yaptığımız özürlülük anlarımızı geçersek hastalık konusunda hemen hemen aynıyız. Hiç unutmuyorum. Birgün böyle fazla ayrandan kafam olmuş bi' milyon! Aldım karşıma İlknur'u. Hıçkırdım "Hıçk!" diye. "Ulan kuzen! Anca beraber kanca beraber lan! Şu hayata beraber yumacağız oğlum biz bu gözleri. Yoksa amına koyarım senin bak!" diye saydırdım. 

"E kanka diyelim ki sen erkenden öldün. O zaman ne yapacağım? Kendimi mi bıçaklayayım lan?"

"Öyle yap! Yapsan n'olurdu it?! N'olurdu, ha? Amın feryadı!"

Tabi bundan sonrasını hepimiz biliyoruz. İlknur önce şaşkınca o ela gözlerini açıp ardından gülmeye başladı. Birden o gülüş yunus balıklarının çığırışlarına döndü. Sonra da sağlı sollu Allah ne verdiyse dalıp ensemden tuttu ve alnımdan öpüp "Tamam koçum! Anca beraber kanca beraber!" dedi. Keşke... Keşke normal insanlar gibi ağaç evimizde -oha kafaya bak ağaç ev nedir ya?- bu sözü normal bir şekilde verebilsek ama işin içinde küfür ve dayak olmayınca ritüel tamamlanmış gibi hissedemiyoruz işte. İçimizde bir eziklik bir burukluk kalıyor. Sanki gökte çakan şimşek kıçımızda çakacakmış gibi bir enikleşiyoruz. Yani inanın ki bunlar olmadan olmuyor. 


Zaten ne olduysa ondan sonra oldu. Bizim hatunun lenf kanseri olma olayı bende de patlak verdi. O gün öğrendiğimizde kıçımızla gülüp "Ulan anca beraber kanca beraber dedik de bu kadarına da oha doğrusu!" dedik. Hani Allah'tan ev araba isteriz de ertesi gün hiçbir bok olmaz ama hastalık dediğimizde ölüm dediğimiz yukarıdan üstümğze çuvalla boşaltıyorlar! Yukarıdan üstümüze yakışıklı erkek boşaltın! Olmaz mı? Hııı. Para da olurdu? O da mı olmaz? E bok o zaman! Hoop! Cumburlak! Kuş boku... Teşekkürler, Yüce Rabbim. Çok sağ ol. 

1 yıldır armut gibi hastanelere gidip o iğneyi kendime sokturuyorum. Ah ulan, ah! Ömrümü çürüttünüz be kan alan ablalar teyzeler! O kan öyle alınmaz böyle alınır diye bir gün o şırıngayı geçireceğim gırtlağınıza lan! Diyorum ki "Bakın benim damarlar pek oynaktır. Tam bulmadan girmeyin." Da dinleyen kim? Sokuyorlar. Çıngır çungur karıştırıyorlar. O öyle olmaz ablacım, tuz koy azcık yine karıştır! Bak hele, bak! Hele hele! Tövbestağfurullah! Ebenin donu! Ananın bıyığı! Babanın kıllı döşü! Zeus'un kıçımda patlayan şimşeği! La yeter, la! Yıllarca o iğneyi sokup dirseğimden çıkardınız da ne oldu? Elinize ne geçti arkadaşım? Nedir bu eziyet? Ne bu sadistlik? Bunlar hep bana! Bunlar hep suikast! Bunlar hep katil olayım diye! Allah evinize ateşler salsın inşallah!!!

En sonunda zurnamın zırt dediği yere geldik. İlik aldırma. En büyük kabusum. İki haftadır iş yerinde zombi gibi dolanıyorum. Şudur budur derken ilik aldırma günü geldi çattı. İlknur'a dedim gelmezsen en adi şerefsizsin ibne karı geleceksin! Sağ olsun kırmadı geldi beni. Hiç yalvarmadım gel diye. Ya da hiç her gün mesajlar atıp "Geleceksin değil mi?" diye sormadım da. Hatta ses kayıtlarında ağlamadım da. Geldi. Geldi ve daha ilk dakikadan olaylara imza attık. Biz kan aldırma sırasında bekleyip kıkır gülüyoruz. Kişniyoruz. Anırıyoruz. Arada insanların orasını burasını gösterip dalga geçiyoruz. Sırada bildiğin goygoy yapıyoruz. Derken amcanın biri bir döndü bize sinirle. Adamın ağzı yüzü titriyor. Ahan da kusacak herif! Hep de gelir beni bulur oğlum! Şimdi neler yemiştir o it. Tişörtümü de yeni almıştım. Mahvoldum ay! 

Meğersem herif bize sinirlenmiş. Neymiş sakin olalımmış. Burası hastaneymiş. Gülünmezmiş. Amına koyayım bir dahaki sefere köşeye Mardin'li ağalar gibi çömelip ağıt yakarım. Kuzenim de zılgıt çeker oldu mu amca? Bir de kuzenime kızıyormuş. Bak hele, bak! İte bak! Bak! Bak! Bak! Lan! O benim namusum! Helalim! Sen kimin kuzenine laf ediyorsun moruk? İçimdeki çingeneye seslenip çirkefliğin oha boyutunu yaşattım herkese. Daha ağzını açıp bir şey demediler. İnadına güldüm sorada. İnadına kahkaha atıım. İffetsizliğin amına koyduk hep beraber! Neymiş iğneden korktuğu için gerginmiş. Lan it! Benim birazdan kemiğimi kıracaklar. Sana giren çıkan yok, afra tafra son hızla devam ediyorsun. Git ötede öl. Zaten ahiret yoklamasında yok gözüküyorsun. Cehennem bile kabul etmez senin gibi birini la. Tipine soktuğum...

Kanı verdik. Acıktık. Dedik yemek yiyelim. İndik kantine. Kantin sırasında adamın arkasından babamın gururlanacağı şekilde küfrediyorum. Meğersem tüm sıra beni dinliyormuş. Tüm kadınlar birden birlik olup adama sövüyoruz. Adamın eşgalini çiz deseler çizip vereceğim. Alacağız emaneti adamı oracıkta geberteceğiz. O kadar sinir yüklüyüz hepimiz. Burnumuzdan duman çıkıyor. O halde salsalar bizi bildiğin Assasin Warrior olacağız. Geleni geçeni şişleyip mıhlamak boynumuz borcu olmuş, haraç almazsak rejonumuz çizilecek. Beş dakikada aşiret oluşturdum hastanede. Bu yüzden fazla insan içinde sinirlerimi belli etmemeye çalışıyorum ya zaten. Hadi oturduk bahçede tıkınıyoruz. Bir tane kadın geldi. Oturdu. Kadın bir konuşuyor. Aman! Bir an şüphelendik. Bu kadın hiç mi konuşmadı acaba diye. Ya da hani bu enerjiyi nereden buluyor. Konuştu. Konuştu. Konuştu. Bir an sonra kulaklarım duymaz oldu. Oturduğum yerde sallanıyorum. Her kelimenin ardından tıkınıyor. Çantasından neler çıkmadı ki! Korktum düdüklü tenceresini de getirdi diye. Yemek getirmiş, ayran getirmiş, su, elma, kazandibi, salata... Gözümüzün önünde dünyaları yedi yine de doymadı kahpe. Lan az da bize ver. Acıktırdın it! Bir de sormadığım halde tüm hayatını anlattı. İlknur'la ölüyoruz bakışı attık. Bana mısın demedi ya la! Sonunda Allah'tan ümidimizi kestiğimiz bir an kalktı "Ben gidiyorum kızlar. Allah'a emanet olun." dedi. Nasıl el sallıyoruz arkasından. Ben bu kadını atlattıysam sağ salim, kesin ilik alma olayını da atlatırım. Beynimdeki iliği çekti aldı. Onu bile yemiştir bu. Beklerim. Ne yedin be teyze... Doymadın lan. Yedin de, yedin. Bir an masayla beraber bizi de yiyecek sandık, korktuk.

Çıktık yine polikliniğe. Bir baktım sıra bana gelmiş. Zaten ondan önce de ilik aldıran kişiler ıyardı beni karnın doymuş olsun diye. Normalde yemediğim kadar yedim. Herif kusup bayılmış abi! Ne yapsaydım? Ben de onun gibi rezil mi olsaydım. Keçi sakallı bıyığı ağzından fırlamış asistan doktor adımı seslendi. Korkudan iki damla kaçtı, kaçacak. İçimden tüm duaları okuyorum. Annem zaten hatim indirdi biliyorum. Saatlerdir dua okuyor. Kuranı Kerim'i zihnine kazıdı mı, ne yaptı? Anneme bir soru soruyorum verdiği cevap "Euzibillahii minnillahiii!" oluyor. He anne, he! Euzi meuzi! El fatiha! Ihtinesıratal müstakim! He canikom! Sana da he! 

Aldılar beni odaya. Üç kişi. Anacım bunlar ben sedyeye yatırıp başka şeyler yapacak bence. Organımı mı alacaklar ki? Oğlum! Öldürürüm sizi! Onlar benim organım. Vermem. İliğimi zar zor veriyorum zaten. Doktor uzanıp popomu açmamı söyleyin ufaktan kıllandım. Baktım perdenin ötesinde İlknur var. Heh şimdi kurtuldum! Bana bir şey olsa İlknur odaya dalar Hulk gibi herkesi sıraya dizip si... Neyse! Öcü gibi göstermeyelim kızı. İğneyi yaptılar. Etim uyuştu. Tecavüz etseler hissetmem herhalde. O kadar uyuştum. Ya da kaçmamız gerekse öyle sedyede kıçı açık uzanmaya devam edeceğim. İşte Allah'ın sopası yok. Kime ne ettiysem beni bu hallere düşürdü, Ya Rab! Kadın burguyla girdi belime. Yemin ederim ki gözümün önünde şimşekler patladı, yıldızları gördüm, tüneli ve ışığı gördüm! Ama kimse el sallamadı bana. Ona ayrı bir kırıldım... Kadın kemiğimi kırıp delmeye çalışıyor, olmuyor. Ben artık duvara kafa atıyorum acıdan. Sedyeyi parçaladım, süngeri fırladı dışarı. Yırttım sedyenin derisini. Orada resmen olmayan çocuğumu doğurdum kadın hâlâ giremedi kemiğin içine. Bir ara "Çekil eşekoğlu inek! Çekil de kuzenim alsın!" diyecektim. Hatta "İlknur yetiş bana çakıyorlar!" diye bağıracaktım ki İlknur olsun, yeşil devimiz "Hulk" ama işte belime bir şey saplıyken yemedi. En sonunda o kemiğe girdi ben de duvara girdim. O kemiği kırıp deldi, ben de duvarı deldim. En sonunda bir çığlık atmışım ki of anacım! Tam Oscarlık. Birden bu çektiğim acının hayatımın her noktasında her daim olduğunu hatırladım. Yorulduğumu hissettim. O an Allah canımı alsa öyle mutlu olurdum ki... Genç yaşımda bir tek tecavüze uğramadığım kaldı. İnsanın 21 yaşında olup da bu kadar dert yaşaması inanın ki akıl kârı değil. Geçecek, geçecek de ne zaman geçecek? Ben öldüğümde mi? Sinirden ağlamaya başladım hıçkıra hıçkıra. Saçımı okşadılar. Acıdılar yani bana. Daha da sinir oldum. Daha da ağladım. 

En sonunda bittiği için İlknur'a seslendim. Ayakkabılarımı giydirip aldı beni kollarına, çıktık. Annem koştu. Sarıldı. Baktım annem babam ağlıyor. Aman Seher tut kendini. Ağlama onların yanında. Ama hain gözyaşlarım durmadı. Aktı da aktı. Çok şükür ki İlknur vardı beni güldüren. "Tamam lan ağlama. Vialand'e götüreceğim seni." Dedi. Gülmeye başladım. İşte anahtar kelime bu. Vialand. Benim şu ağızdan çıkma bıyıklı doktor demiş ki "Vallahi kızınız pek bir güçlü çıktı. Herkes bayılırken o tuttu kendini." Ulan davaroğlu davar! Ne dayanması? Duvarı çatlattım! Sedyeyi parçaladım. Çarşafınızı yırttım. Bıraksanız sizi de öldürecektim. Sen gelmiş dayandı diyorsun. Ben sana dayanmak nedir gösterirdim ama dua et ki bacağımı kullanamıyorum. İt oğlu! Köpoğlu! Şu bıyıkları kes ya... İlknur söyle şuna kessin. Çok korkuyorum konuşurken bıyıkları fırlayıp suratıma yapışacak diye. Of annecim! 

Kötürüm gibi yürüye yürüye İlknur'a yüklene yüklene bindik taksiye gittik eve. O gün kaldı benimle. Sonra gitti. Uyudum, uyandım. O burguyla beynimi delen kabuslardan tut bıyıklı insanların beni kovalamasına kadar absürd rüyalar gördüm. Meğersem ateşim var 40 küsür. Ben orada ateş içinde yanıyorum benim mal ebeveynlerim beni örtüyor, ulan açsanıza üstümü! Neyse ki aklı selim tek aile ferdim olan ablam geldi. Bana poşetlerce çikolata ve abur cubur almış. Normalde takla atarım sevinçten ama verdiğim tek tepki inleme olunca ablam anladı bir terslik. Gözlerime sanki domuz oturmuş açamıyorum da. Ablamın minik elini alnımda hissedince kendine has çığırmasıyla mutfağa koştu. Bir geldi ellerinde bezler. Islak bezleri her yerime koydu. Mumyaladı beni resmen. Ateşim düştükçe ağrım azaldı. Biraz daha düzeldim gibi. Tabi ki selfie çekilip koydum facebook'a. O olmadan olmuyor. Sonra götüm başım patlarsa sebebi selfie'sizlikten olur. Ama koyunca da patlıyormuş demek ki. Koymaz olaydım. Gelen giden aradı. Mesaj attı. Bol küfür etti. Neden haber vermemişim. Haber versem ne olacak ki? Geçmiş olsun bizi haberdar et diyecekler hep. Boşu boşuna endişe edecekler. Tabi Mustafa sağ olsun arayıp ağzıma ayrı bir sıçtı. Bir de tehdit etti. Beni bulurmuş nerede olursam olayım. Hayır, Mustafa'dan da korkuyorum. Çocuk bana bir koysa tokadı Mars'a uçarım son sürat. Yıldız kaydı sanıp dilek tutar millet, bilmezler ki ben kaydım Mars'a... 

Şimdi ben işin acısında ağrısında değilim. Benim iliğim Almanya'ya gitti lan! Ben gidemedim, iliğim gitti. O kadar yalvardım o ilik bensiz yapamaz diye! Orada yabancılık çeker. Bilmediği ülke. Benden ilk kez ayrılıyor. Beni de götürün ben sonra dönerim zaten! Ona orada sahip çıkamazlar! ÇOCUĞUMU VERİN BANA! 


2 yorum:

  1. senorita you know what everyone cant be unique but you are one of the better unique woman i might ever known may you be happier happier everafter even happiness itself should say i am soo happy being with you miss panda...happiness is what you deserve :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aww thank you so much your Comment. Well i'm so get excited when i saw this article "you have 1 comment" :D thank you seniors :D and you deserve too :D

      Sil