14 Eylül 2014 Pazar

Ezanlar susmasın bu ayaklar kokmasın!

Allah kimseye şu son 6 aydır çektiğim çileyi acıyı vermesin. Ulan benim ayağım çiçek kokardı, çiçek! Şimdiyse bok kokuyor! Peynir kokuyor! Dedemin götü gibi kokuyor! Ama hayır... Ben ah aldım. Abim bana kesin beddua falan etti. Yoksa mümkünatı yok bu kadar kokmasının. Her eve geldiğinde tüm ailecek hönkürürdük "Ayağını yıka lan, korkarca!" diye. Şimdiyse bana neredeyse para verecekler yalın ayak sokağa çık diye. Utanmasalar ayağını kes at diyecekler. Lan ne yapayım? Kokuyor! Evlere gidemez oldum. Hastanelik olmaya korkuyorum ayakkabıyı çıkartırlar diye. Ki zaten korktuğum başıma da geldi. 

Geçen gün bacağıma ne yaptıysam artık hareket edince acıyor, nefes alsam bile zonkluyor. Böyle nasıl desem? Sanki bacağıma tecavüz ediyorlar ya da böyle alıp orta yerinden kırıp yeniden kaynatıyorlar. Öyle Allah'ın cezası bir şey oluyor bacağıma. Baktım kötürümler gibi yürüyorum -yürüyen kötürüm mü varmış?- bir spastiklik hâli falan. Anneme dedim "Kalk kız beni hastaneye götürün sakat kalacağım." Kadın bir depar atmış aşağı kata. Resmen uçtu. Ya da ışınlandı. Bilemiyorum ama 5 saniye içinde o kahrolası merdivenleri indi. Binadaki tek araba sahibi olan teyzeme durumu izah ettiler. Dakikalar sonra tüm bina bizim eve akın etti. Ben de daha taytımı giymeye çalışıyorum. Öyle göt göbek mal meydanda gelenlerle göz göze geldim. Allah'tan hepsi hatun kafilesi. Yoksa kıçımdaki benime kadar bileceklerdi. Düşünsenize? Bir ortamdayız, erkekler konuşuyor kendi aralarında. Birden biri çıkıp diyor "Ohoo oğlum o da bir şey mi? Biz Tahsin'in küçük kızı Seher'in götünde ben olduğunu biliyoruz. Yiuhahahahah!" Vallahi kan gövdeyi götürür. Katliam çıkar. 21. Yüzyıl Aksu'larının kan davasına şahit olur tüm Dünya. BBC her gün bizi konu alır. En az Kraliyet Ailesi kadar popüler oluruz. 

Neyse ah vah dediler. Yazık olmuş dediler. Ay bakayım dediler. Bacağımı tutup kaldırdılar ben bağırırken. Hatta çekip salladılar resmen. Anasını satayım sanki damızlık hayvan seçiyorlar Kurban Bayramı için. Aloo?! O bacak la, bacak. Artık o bacak çıkmadıysa bile çıkmıştır diye düşündüm. Düşünmedim değil. Sonunda ablam imdadıma yetişti "Açılın ben ilk yardımcıyım!" diye. Yıllar önce iki üç kere gittiği salak bir yerden aldığı karta dayanarak diyor şunu. Birine suni tenefüs yapsa adamın yaşayacağı varsa bile ölür. Zaten atan bir kalbe atmıyor deyip kalp masajı yapacağına bile inancım tam. Çünkü onun adı Sema, soyadı Aksu. Çünkü o bizim evin çok bilmiş bayanı. Benim manevi annem ve her iki yanağımda da parmak izini bırakmış bir mal. Daha üç günlükken "Ay ne tatlı şeysin sen öyle!" deyip suratımı tutup sallamış davar oğlu davar... Diyorum ya? Bizim sülalede bir şeyi tutup sallamak genetik bir sıkıntı. Allah başka şeyleri tutturup sallattırmasın... 

Gittik hastaneye. Yolda da gitmeden önce o piti piti yapıyoruz Samatya mı Cerrahpaşa mı diye. Sonunda acili çok şık ve modern diye Samatya'yı seçtirdim. Bir de hep yakışıklı doktorlar orada. Ama en önemli faktör orada hemen bakıyorlar sana. Gittik. Oturttular beni tekerlekli sandalyeye. Anacım ne zaman ona otursam beni gülme tutuyor. Elimi ağzıma kapamış morarana kadar gülüyorum. Anneme bakıp "Kafada mı sıkıntı var?" dediklerini duyduğumda gülmeyi sonlandırdım binbir güçlükle. En son istediğim şey deli damgası yemek. Şimdi burada hayatımın aşkıyla tanışırsam boşuna kaderime engel olmayayım şuh kahkahalarımla. Evvela aldılar beni içeri. Yüzüstü yatırdılar. Dedim yine açacaklar o kıçı. Açtılar da.

"Ameliyat mı oldun?"

"Yok bende bir huy var. Canım sıkılınca bıçağı alıp kestaneyi yarıyorum. İşte en sonunda nasıl yarmışsam dikiş gerekti. Doktor da götüme Dünya haritası şeklinde dikiş atmış. Ya sabır! Benim burada canım yanıyor, sen bariz olan bir şeyi soruyorsun! Evet ulan, evet! Ameliyat oldum! Şimdi bacağıma ne olmuşsa bir baksanız da şuradan gitsem."

Zaten şu diyalogdan sonra bana iyi bakacaklarına inanacak kadar acı beynimi kemirmişti. Sen resmen doktoru orada göt ettin Seher! Sana nasıl iyi baksınlar? Sana ata verilen iğneyi vermediklerine şükret. Ya da bir odaya sokup... Aman yarabbi! O da ne? Resmen buldozere hemşire kıyafeti giydirip makyaj yapmışlar ve peruk takmışlar. Abi! Lan! Oğlum?! Elindeki iğne mi onun? Ahanda götümden sokup ağzımdan çıkarak. Allah benim belamı vereydi de ben o lafları doktora demeyeydim! Tuttu kolumu. Bağladı lastik eldiveni. Sonra Allah ne verdiyse girişti şırıngayla. Kanı öyle bir çekti ki tüm bedenimdeki kanı pompaladı resmen. İğneyi zaten sokuş şeklinden bahsetmiyorum bile. İkinci iliği de alsaydı eli değmişken inanın ki. En sonunda bana ağrı kesici serumu takıp beni gözyaşları içinde yalnız bıraktılar. Ablam geldi sarıldı her zamanki gibi. Keşke bir de suratımı göğsüne sokmasa da nefes alabilsem... 

Gel zaman git zaman doktor geldi sonunda. Bir an yani 10 yıl o sedyede kalacağım sandım. 3 saattir goygoy yapıyorum diğer hastalarla. Kahkahalar havada uçuşuyor ama benim bacak hâlâ sızlıyor, hareket ettirince anamı bacımı doğruyorlar sanki. Doktor efendi resmen bana gelip "Bacağını hissedemeyince gel. E o zaman da zaten felç oluyor." dedi. Amına koyayım senin diyemedim. Diyemedim. Çünkü geri zekalı insanları çok iyi bilirim. Merhametsiz şerefsizleri de. Laftan anlamazlar. Zaten doktorların alayı it! Şu hayatta iyi kötü demeden nefret ettiğim tek meslek sahipleri, doktorlar. Zaten dizisini de hiç sevmezdim ama Show inatla yayınlardı. 

Ablamın arkadaşı geldi bizi almaya. En sonunda annemle karar verdik ilik aldırdığımız yere gideceğiz. Cerrahpaşa. Sıradaki durak. Şimdi bir de orada kadavramı çıkartana kadar didiklerler beni. Bu hastaneler adamı daha da hasta eder. En büyük örnek bundan 6 sene önce. Apandistin olduğu yer acıyor benim. 5 hastane gezdik bulamadı susaklar. Gelen karnıma bastırıyor, giden karnıma bastırıyor. En sonunda dayanamayıp "Yeter daa! Artık patlamamışsa bile patlamıştır apandist.? demişti babam. Sonra da Murat Kekili'ye bağlamıştı herif. Doktoru gebertmeden çıktık hastaneden. Ertesi gün uyanamamışım ve beni Şişli Etfal'e götürmüşler. Gözlerimi bir ara açtığımda yoğun bakımdaydım. Sonra bilinç yine gitti. Bir kez daha açtığımda yine yoğun bakımdaydım ama bedenimden 163837 tane kablo çıkmış, makinalara bağlıydı. Meğersem uyanamamışım ameliyattan sonra. Kısa bir süreliğine. Neyse o yüzden burada da korktum. Yine bana bir şey olacak dedim. 

İçeri girdik sağ ayakla. "Bismillah" lafı çıktı o iki dudağımın arasından. Yine klasik sorular. Ameliyat olayı yok ama bu sefer. Derken beni travma bölümüne alıyorlar. Demek ki gerçekten de kafamda bir sorun var. Oturmuş bekliyoruz doktoru. Ben ağrı kesici etkisinde saçmalıyorum hâla. Rengim sapsarı olmuş. Ben de farkındayım. Abi resmen hastane köşelerinde doktor beklerken öleceğim lan! Sonunda zat-ı muhterem geldi. Oyş! Seni yaratan anneye kurban olalım biz tüm kızlar! O nasıl bir göz? O nasıl bir ağız? Sen nesin? Are you disco? Are you cola? E, what are you?! Harrr! (Yazar burada ağrı kesici etkisiyle saçmaladığını izah etmekte.) Muayene etti de, etti mübarek. Et anam! Et! 

"Film çekelim sana."

"Aa? Konusu ne? Rolüm ne olacak?"

Doktor gülmemek için dudaklarını birbirine bastırıp anneme döndü. "Ne verdiler hastanede ilaç olarak?" 

Annem de zavallım saf kadın ne diyeceğini şaşırmış halde. Bir bana bakıp beni susturmaya çalışıyor bir de doktora hangi ilaç olduğunu söylüyor. İki dakika sonra bir iğne daha yaptılar bana. Üzerimdeki sarhoşluk etkisi kalktı. Artık konuştuğum kelimeler daha insanımsı. Deminki gibi aptal sarışın modunda değilim yani. Abi sarışın bile değilim! Neyin kafası bu bendeki? Bir yandan bunları düşünürken bir yandan da yürümeye çalışıyorum ki film yerine gidelim de neyim var anlayalım. Baktım sırada bir sürü kişi. İyice bunalıma girdim. Oturacak yer yok. Ayakta da duracak halim yok. Annem de hâla "Dua oku geçer." diyor. O an gözümü artık kan mı bürüdü bok mu bilemem ama acayip derecede sinirlendiğimi biliyorum. 

Bağırmaya başladım. "Yeter ulan! O kadar dua ettim kabul etti mi sanki yukarıdaki? Ölmesin diye dua ettim ama arkadaşım öldü! Ameliyat olmak istemiyorum diye ağladım günlerce ama o lanet ameliyatı olduğum için spor hayatımda adım adım ilerlerken içine sıçılmadı mı? Sıçıldı! Acı çekerken canımı alsın diye de dua ettim ama yoook! Olmaz! Neden? Çünkü benim acı çekmem herkesi mutlu ediyor başta yukarıdaki olmak üzere! YANİ ŞİMDİ KANSER OLMA OLAYIM %80 İKEN BANA GELMİŞ DUA ET DİYEMEZSİN! Sen dua et, ben çok ettim ve işe yaramadı. Yorgunum ve canım yanıyor. Ayakta kalmaya gücüm yok. Pes. Pes ediyorum." 

Kafayı bir kaldırdım herkes susmuş beni izliyor. Doktorlar bile çıkmış bana bakıyor. Hay amık! Rezil olduk iyi mi? Şimdi küfrederek kovarlar bunlar beni. Ama öyle olmadı işte. Sandalye getirip oturttular, herkes geldi nasihat verdi. Kendi hastalıklarını ve yendiklerinden bahsettiler. Çikolata da verdiler. Kısa günün kârı işte. Dido. Bacağımın filmini çekerlerken o ayakkabıyı çıkar dediler ya? İşte o an cidden ölmek istedim. Ayakkabıyı korkarak çıkartıyorum. Ayağım çok kokuyor abi desem de olmaz. Çıkardım ayakkabıyı. Havayı keskin bir peynirli ayak kokusu sardı. Benim baş yerde. 

Bir cesaret kafayı kaldırıp ekşitilmiş bir surat ekledim ama bıyıklı Türk erkeği olan röntgenci amca bana bakıp "Ne oldu kardeşim?" dedi. 

"Kokuyu almıyor musun abi?"

"Ne kokusu yahu? Ben grip oldum hiç koku falan almıyorum." 

İşte o an zihnimde yeşilçam şarkısı olan "Bütün dünya buna inansa ah bir inansa hayat bayram olsa!" yankılandı. Mutlu mutlu çektirip yakışıklı doktordan sadece 'kas ezilmesi' olduğu haberini alınca evin yolunu tuttuk. Kucağımda çikolatanın ambalajı yatağımda uyudum. O gün beni iki şey mutlu etmişti. Birincisi ahanda bu çikolata. İkincisi ise o abinin grip olması. Teşekkürler, Türkiye! 

Bugünse artık bu işe bir son vermek isteyip ayağımı kokutan tüm ayakkabıları attım çöpe. Babam da artık dayanamadı bu hâlime. Ayakkabı almaya gidiyoruz adlı skeçi oynadı resmen evde. Adam iki dakşkada kısa film çekti. 'Ben senin kız başına kokulu ayaklara sahip olmana dayanamam'dan tut, 'Ayakkabıcıyım ben, sana en iyisini alacağım'a kadar. Vallahi meğersem tüm suç ayakkabılarınmış. Ayakkabının her yeri deri olmazsa -en azından içi- o ayağı kokuturmuş. Benim tim ayakkanılar ya vinneks ya da süngerli içi. Doğal olarak ayak kokuyor. Polyester kıyafet gibi. Ter kokusu eşittir ayak kokusu. Polyester eşittir vinneks. Vay abi! Dünyada kokmamızı isteyen kötücül güçler var demek ki. 

Kalktık gittik AVM'ye. Tüm ayakkabı mağazalarını dolandık. Ulan hepsi mi boktan olur? Tam deri bulduk onu da ben giymem. O ne be? Anneannem bile giymiyor onu. Hem kıyafetlerime uymaz. Babamla en son Deichmann'a gittik. Anacım hepsi güzel ama ayağımı kokuturmuş. Ayakkabıların güzelliğinden öleceğim neredeyse. O mağazada bir saatimi harcadım. Her ayakkabıyla ayrı bir seviştim. Bir tane reyonun önünde sanki sanat galerisindeki sanat eleştirmeni edasıyla durup baktım dakikalarca. Babam baktım Gollum gibi sesler çıkarmaya başladı. Döndüm ne oluyor diye. Meğersem adama daral gelmiş ortalığı dağıtmamak adına sakin olmaya çalışıyor. Acıyıp tam dışarı çıkıyordum ki eskiden bana kafayı takmış olan bir çocukla burun buruna geldim. Beni gördüğü gibi yavşak gülümsemesini takındı. Arkamı dönüp öyle bir baba dedim ki gören de canlı canlı tecavüz ediyorlar sanacak. Hayır, biraz daha kalırsam zaten öyle olacak ama acilen babam gelmeli. Nedeni ise belli. Babam reyondan köşeye dönüp tüm sinirle bize doğru yürürken ben sırıttım, çocuk ise çamaşır suyunda bir saat bekletilmiş gibi beyazlandı. Ne oldu der gibi bakınca bu sefer ben yavşak gülümsememi takınıp "Bacağım acı da düşüyordum. O sırada bağırdım. Neyse iyiyim artık, hadi dışarıdaki ayakkabı mağazalarına bakalım." dedim ve çıktık oradan. Yüce Rabbim! Sana şükürler olsun babama at hırsızı gibi bir tip verdiğin için! Sayende her yanıma gelen sapık erkek korkuyor da yolunu değiştiriyor. Oh şükür! Babama da ayrı yazık. Çıktığımız gibi sigaraya sarıldı. Öyle bir içiyor ki sanki yıllardır sigaradan mahrum yavrucak. Yazık yazık...

En sonunda 6 tane ayakkabı aldırdım babama. 3 çift sandalet, 2 çift babet ve 1 çift spor ayakkabı. Kısmetse kuzenim kendine aldığı ayakkabıdan bana da alacak. 2 spor ayakkabı yapar bu! Eh bir de annemle beraber bana her yerde giyebileceğim bir topuklu ayakkabı alacağız. Oh değmeyin keyfime! Resmen ailemin "Keşke çocuk yapmasaydım!" demesi için yaşayan canlı bir örneğiyim. Herkesin parasını sömürüyorum, hiç demiyorum "Lazım mı?" diye. Daha ablama kıyafet aldırtacağım. Öyle kolay kurtulamazlar benden. Okul başlıyor! Herkes güzel güzel giyinirken ben çingene gibi mi giyineceğim? Allah çarpar beni be! Vallahi evde kalırım! Hocalar dersten bırakır! Okulun sınırlarında barınamam! Ülkeden kovarlar be! Hem... Herkesin annesi babası kızlarına alışveriş yapıyor! Benim neyim eksik lan?!

Ve artık sabreden derviş muradına ermiş. Bir sürü ayakkabım var ve ayağım kokmayacak! İlknur'un aldığı "Canım babama, ayak kokusu için son!" yazan boktan kreme de gerek kalmayacak. Çünkü ayaklarımın çiçek koktuğu döneme dönüş yapacağım hızla. Buna en çok da oda arkadaşlarım sevinecek. Garibanlar, ne çektiler be... 

Teşekkürler, Türkiye! Teşekkürler, bağzı iyi ayakkabıcılar! Ve teşekkürler baba! Bana bir sürü aşık olduğum ayakkabı aldığın için!  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder