20 Nisan 2014 Pazar

Tanrı'nın Adaleti Bence Bana Yok...

Yüce Mevlamın yarattığı insanlara bakınca diyorum ki "Ulan nasıl da farklıyız. Birinin bacağı kocaman birinin tipi kayık. Garip yani."

Ama cidden de öyle. Mesela en basitinden bugün kollarımın alınma serüveni. Damla beni sabah güzelce kaldırdı. Sonracığıma kahvaltıya gidip afiyetle tıkındık. Geri dönüp çıkardık emanetleri. Ağda, ağda makinesi ve bezleri. İlk kurban bendim tabi ki. Neden? Çünkü biraz daha ana karnında kalsaymışım maymun olarak doğacakmışım. O yüzden hemen beni masaya yatırıp... Öhöm!

Damla koluma ağdayı sürerken aldığım derin nefesler, içimden ettiğim dualar, kaçmak için yer aramalar aboooov! Ama tabi iş korktuğum gibi değildi. İlk çekişte gelmedi. Malum. Tüy değil bildiğin meşe ağacı. Yahu Allah'ım? Bir şey sormama izin ver. Neden ben? Resmen beni sınıyorsun istenmeyen meşe ağaçlarımla. Dünyanın yeşilliği bitmedi arkadaş. Allah onları bana enjekte etti. Bitki örtüsü gür biriyim. Tövbeler olsun ya! Tövbeler olsun...

Kolum acımasa da her çekişte ah uh deyip duruyorum. Damla da bana tip tip bakıyor. En son ağdayı suratıma yapıştıracak diye korktum ve sustum. Fayansları falan inceledim. Biraz düşündüm. Neden geldim? Amacım ne? Hedeflerim için ne kadar çabalıyorum? Ağda sırasında resmen ruhsal bir yolculuğa çıktım ben. Hey mübareeek!

Sonunda kökünden kazınmış olan ağaçlarıma baktım uzunca. Bir vedalaştım. 20 yılımı onlarla geçirdim sonuçta. İyi günümü de kötü günümü de bilirler. Onlarla vedalaştıktan sonra tavuk gibi yolunmuş olan kollarıma baktım. Yüce rabbim benim gibi inatçı kıl kökleri vermiş işte. Anam dört beş kere sürdü ki gelsinler diye. Gelmiyor şerefsizler. Anladık benden kopamıyorlar ama kökü bende. Yine çıkardınız annem. Ne bu kadar direttiniz?

Sıra Damla'nın kollarına geldi. Ağdayı sürdüm. Bezi yapıştırıp bir çektim. Ulan o da ne? Resmen beze atladı kıllar ağdayla beraber. Bu nasıl kolay geliş? Bu nasıl kolay kopuş? Allah belanızı versin! Ne biçim kılsınız lan siz? İnsan biraz naz yapar! Bana 6 bez harcarken Damla'ya 3 bez harcadık. İşte o an anladım ki yukarıda belli bir adalet var ve o bana yok. Allah bana kılları dozerle boşaltmış. Böyle almış atmış üstüme. Boşaltmış harbiden ya. Resmen demiş ki "Sen maymun olacaksın güzelim." Ama Damla'ya öyle mi? Annelerimizin böreğe çörek otunu serpiştirmesi gibi serpiştirmiş Allah ona kılları. Ay pardon. Tüyleri. Zaten parmağımı sürsem intihar ediyor tüyleri. Hatta Allah onu unutmuş. Demiş ki "Ha bu garibana ayıp olmasın bari biraz tüy ekeyim de linç etmesinler." Kız benim biriciğim olmasa kafa göz dalardım.

Neyse tüm işlem bitince kızaran kollarıma bakıp durdum. Çünkü bana garip geliyor. Yani resmen 20 yıldır Haydar Abinin kollarıyla yaşamışım ben. Şimdiyse bir bayan kolu. Tenimin de oldukça beyaz olduğunu çim biçme misali biçildiğimde anladık. Ben baya baya beyazım. Sütten beyaz bir insanım. Ve bu sadece kol kısmımda belirgin. Kollarıma nur indi resmen. Hey mübarek kol seni!

Margi'ye gitme kararı alıp hazırlandık. Normalde pantolon giymeyen ben pantolon giydim. Yahu ne rahatsız edici bir şeymiş. Elbise ve tayt varken pantolon da ne? Yürüyemiyorum. Bacaklarımı hissetmiyorum. Kötürüm oldum. Bir sipastikleştim. Yol boyunca pantolonu özürlüler gibi çekip duruyorum. Kıçımdan aşağı kayıp duruyor bir de şerefsiz! Hay senin gibi giysinin...

Bu böyle olmaz. Ben Saim'le buluşurken de pantolonumu düzeltmek istemiyorum. Eğildiğimde milletin gözü bayram etmemeli. Tayt giymeliydim. O yüzden Damla'nın aç karnımı doyurmasından sonra yurda gittim ve tayt giydim. Yemin ederim işedikten sonra bu kadar rahat etmedim ben ya. Zaten yolda da bir Koreli ile karşılaşıp İngilizce lafladık. Adam resmen tüm hayat hikayesini anlattı. Hayır, sormamıştım da oysa ki. Yine de keyfim yerinde bir şekilde Saim ile buluşmaya gittim. Çocuk tabi ki 1 saattir bekliyor beni falan. Ay canım yaa! Ben de istemezdim bekletmeyi ama kendi kaşındı. Kim dedi 6'da orada ol diye?

Saim'in aç karnını doyurduk Burger'da. Bana on kere sorduğu halde "Hayır ya aç değilim!" dedim ve 2 saat sonra utana sıkıla "Acıktım." dedim. Orada kafamda bardak kırsa yeriydi. Çocuk üstüne basa basa sordu bana. Bense ağzımı yaya yaya artistlik tasladım. Ulan çiğköfteyle kim doyar? İnatçıyım ya? İlla ben haklı olacağım ya işte? Neyse baktığımız saçma salak fallardan sonra kalkıp pıtı pıtı gittik pizzacıya. Anam hepsi bir değişmiş bir garip bir şey olmuş. Allah belasını vermiş resmen. Ne olmuş oraya? Eskiden ne sıcak bir yerdi halbuki. Yine bu beni ilgilendirmez. Açım aç! Kim ölmüşse ölmüş abi. Aç ayı oynamaz sonuçta. Pizzamı maceracı misali götürürken Saim'e gömüp durdum. Şu hayatta en sevdiğim şeylerden biri de Saim'e laf edip durmak. Onun da bugün kibarlığı tutmuş. Laf etmiyor. He bok etmiyor. Pizzacıdan sonra o gömdü bana. Bir giydiriyor anlatamam. Dedim lanet olsun ya!

Kalkıp gittik yeni açılan kafeye. Oturduk. İlla intikam alacağım ya? Bunun yüzüne bana yaptığı hayvanlıkları vurdum durdum. Bir de bana anlattığı bir şey için ona güzelce bir felsefe yapıp çatır çutur konuşmaya devam ettim. Bir baktım bu sandalyede iyice aşağı doğru kaymış bana süt dökmüş kedi gibi bakıyor. Hayatımda ilk defa ciddi olmuştum ama onu da mahvetti. Başladığım gülmeye. İçimden dedim buna yeter bu kadar sanırım. Umarım akıllanır ve hayatta sadece kendisinin önemli olduğunu anlar. Çünkü ben bu safın karakterini biliyorum. Psikolojisini biliyorum. Yaptığı çoğu hayvanlıklarının altında yatan dengesizlikleri biliyorum. Bildiğimden hep affettim. Tabi bu sondu. Bu sefer affetmemin nedeni de babasının üzerine yemin etmesiydi. Onun babası için önemini bildiğimden affettim. Sonuçta fazla naz aşık usandırır efendim.

Ortalığı neşelendirmek için Vine izlettim buna. Allah kahretsin ya! Açacağım vakit beni çarpsalardı keşke. Kesin bir daha o cafeye almayacaklar bizi. Öküz gibi böğürdük. Gülmekten öksürdük. Resmen gülmüyoruz abi, ölüyoruz. Belki can çekişiyoruz. Ben bir ara gülerken etrafıma bakındım da insanlar bize sanki soyunup kolbastı oynamışız gibi bakıyordu. Altı üstü güldük be! Anladık! Garip gülüyoruz! Dışlamayın! Allah bizi böyle yaratmış. Ben daha 5 saat önce kollarımda yağmur ormanlarıyla geziyordum. Saim de birkaç ay önce hayvandı. Şimdi insan oldu. Gülüyor yani çocuk. Bu çocuk gülmüyordu lan eskiden. Bırakın gülsün. Gülmeyince altına sıçan ben değil siz oluyorsunuz sonra. Şeytan suratlı diyorlar çocuğa be! Gülmek hakkını elinden almayın.

Öyle böyle vakit geçti. Saat oldu 11. Tabi biz hemen kalktık. Yolda üşümekten çocuğumu düşüreceğim. Ha. Bir dakika. Benim çocuğum yoktu. Neyse yani Jack gibi donacaktım yani. Saim bilmem kaç kere dedi montumu vereyim mi diye ama ben tabi inatçıyım. İstemedim. Bir zaman sonra soğuğa alıştım. Üşümez oldum. Yine yolda gülüyoruz falan. Şöyle bir baktım ona. Vay anasını dedim. Bu çocuk bıraktığım gibi değil. Vahiy falan indi zaar. Valla ne oldu bilmiyorum ama iyi oldu hoş oldu. İlk tanıdığım Saim olmuş. Her ne kadar ona lafları gömsem de tipinin aldığı şekle gülsem de... O değil de bu köpek bana şeker yedirmedi! Pislik.

Not: Lütfen Saim "Bu yaz elbise alacağım." dediğinde gülmeyin. O normal kıyafetten bahsediyor. Yani etekli metekli değil. Zaten pileli giyemiyor. Uzun seviyor. Eteği uçuşunda sinir oluyormuş. Arkadaşları da diyormuş buna madem oranı buranı örteceksin düzgün bir şeyler al diye. O yüzden vazgeçmiş etekli elbiselerden. Jean ve tişört takılıyor. Eh topuklu giyince düşüyormuş. Ayağı acıyormuş yavrumun. Öyle dedi. Ben de onun yalancısıyım vallahi. Öptüm.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder