Çok garip bir gündü. Aslında günün bok gibi geçeceği sabah yağmura yakalanmamdan anlaşılmalıydı. Ama işte bilirsiniz. İnsanoğlu ya meraktan ya... Neyse. Sabah derse gidip ilk defa "İşte Sanat Tarihi budur!" dedim. Talat hocamız güne yine "Sizi seviyorum, çocuklar." diye başlayıp bitirdi ve oldukça eğlenceli bir ders oldu. Sevgili hocam. Siz hep böyle ders yapın. Biz sizi hep dinleriz. Biz de sizi o gün deli gibi sevdik. Öyle böyle değil.
Biricik sınıf arkadaşım İrem'le günler öncesinden anlaştığımız gibi Falcı Remziye'yi bulmaya gittik. Bindik otobüse. "Toki'de ineceğiz biz. Haber verirseniz hani?" dedik. Şoför'ün verdiği cevabı beklemedik. "Neresinde?" Eh yani beklemeyince benim cevabım "İçinde." oldu. Dediğime gülen İrem'le beraber Toki'nin Tanrı'nın unuttuğu bir yer olduğunu beklemiyorduk yani.
O yağmur altında köpek yavrusuna dönen ben birine usulca yaklaşıp "Biz birini arıyoruz ama elimizde sadece adı var. Burada site yönetimi nerede?" dedim. Adam bana "Ulan artık şu konuşmayı bitir ıslanıyorum!" der gibi bakıyordu. Dedi "Gel bak buradan gir. Çıkarsın oradan."
Takıldık adamın peşine. Yönetime girdiğimizde utana sıkıla ismi söylüyoruz. Kadının soyadını sorduklarında boynu bükükler moduna girerek bilmediğimizi söyledik. Kocası var mı dediler. Yine aynı tavırlar kelimeler. Korktuk mesleğini soracak diye. Şakağımdan çeneme doğru o ter damlası aktı! Allah'ım nasıl korkuyorum... İrem gözümün içine bakıyor "Yapma etme söyleme." der gibi. Ama el mecbur söyleyecektim. Utana sıkıla sesim içime kaçmış gibi "Falcı Remziye derler ona." dedim. Yönetimde ölüm sessizliği. Sanki "Ben biseksüelim ve hepinizle grup yapmaya geldim. Soyunun!" demişim gibi baktılar. İrem'in bana küfrettiğini saçlarının arasından bana bakışı sayesinde anladım. Ahh! Benim suçum yok kankaaa!
Bize yardımcı olamayacaklarını ve öbür yönetime gitmemiz gerektiğini söylediler. Aslında gayet tatlı davrandılar. Hatta falcı bile önerdiler ve güldüler de. Ama öbür yönetim için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Adam resmen ağzıma sıçtı. Sıç-tı! Hayatımda ilk defa sustum. Bir şey demedim. Bana laf söylendiği halde sustum. Cidden. Kesin öleceğim. Allah tepeme taş yağdıracak. İkinci bir kol falan çıkacak. Aa! Bir dakika! Benim iki kolum vardı zaten. Tamam, üçüncü kol o zamansa.
Neyse biz pes etmeyip tek tek binalara girdik ve zillerdeki yazan isimlere baktım. Anam bir tane bile Remziye yazmıyor. Görevli yazıyor ama Remziye yazmıyor. Bu sefer edip Toki'ye doğru "Allah belanı versin Remziye!" diye bağırdım ve dönüp otobüse doğru koşturduk o yağmurda. Otobüse moral bozukluğu ile binip Halk Eğitim Merkezi'ne gittik. Abi gitmez olaydık! Bir girdik İmam Hatiplilerin Kutlu Doğum Haftası provası var. Hayır, ben Sanatçı bir insanım. Çoğumuzun ağzı gözü vamp tarzında boyanmış. Kulaklarda piercinglerle dolanıyoruz biz. Göz makyajım benim hep ağırdır. Eyeliner'ı kalın ve oldukça koyu çekerim ben. Kirpiklerim hep takma gibidir. Bir de nah gibi lenslerle daha bir dikkat çekici. Dudaklarım desen kıpkırmızı rujla boyanmış. Tenim desen hep bembeyaz. Tırnaklarım koyu mavi ojeyle. Yani o kadar mümin arasına sızan şeytan modundaydım. Korktum bir an şeytan deyip taşlayacaklar diye. Kulağımdakileri görseler yaparlardı bence.
En arkada İrem'le oturmuş yiyip içip yayılarak İlahilerini dinleyip hazırladıkları saçma salak videolarını izliyoruz. Şimdi yanlış anlaşılmasın. Dinimi iyi bir şekilde biliyorum. Şu an karşımdaki gönülden değil de zoraki olarak Peygamber Efendimizin kutlu doğum haftasını kutlamaları bana sahtekarlık olarak geliyor. Sırf şunlar yüzünden dinden doğutuyorlar. Salavatı bile düzgün getiremediler. Ben tamamladım oturduğum yerden. Üstelik en büyük ayrımcılığı yaparcasına o videoda kocaman bir şekilde "İmam Hatipli olmak ayrıcalıktır." yazmışlardı. Kusura bakmayın ama ben size saygı duyamam. Bırakın da dinimizi bilenler temsil etsin. Keza tuvalete gittiğimde basbaya sevgilisiyle ne haltlar yaptığını ballandıra ballandıra anlatan imam hatipli kızı gördüğümde içten içe güldüm.
Artık bitsin diye hayıflanırken sonunda bitti ve ben de şarjı biten telefonumu şarja takmak için kulise doğru gittim. Kuliste hocalarından biriyle karşılaştım. Kendimi laf sokmasına veya ezici bakışlarına hazırladım ama adam bana gülümseyip "Beğendin mi?" diye sorunca yumuşayıp saygılı sesimle "Sizin ilahi söyleyişinizi beğendim sadece. Geri kalanları bildiğimden yeterince iyi yapamadıklarını gördüm ve bunu yürekten yapmadıkları için hayal kırıklığına uğradım. Ama siz hep ilahi söyleyin, hocam." dedim ve telefonumu şarja takıp dönüp İrem'in yanına gittim. Onun tiyatrodaki arkadaşları tek tek gelmeye başladı ve yeni bir kişi olduğum için bana Amerika'yı yeniden bulmuşum gibi baktılar. Hepsiyle tanıştım ama içlerinden en çok benden 4 yaş ufak olan Gökay'ı sevdim. Arkadaş bir insan bu kadar mı aynı ben olur? Çocuk resmen benim kaybolmuş kardeşim. Kesin annem bunu doğurup unuttu yani. Konuşma tarzı falan aynı ben.
Neyse ben bunların Keşanlı Ali Destanı provalarını izlerken en önde sanki ilk defa tiyatro gören masum köylü kızı gibi bakıyordum. Diyorum ya? Sanatçı biriyim. Sanatı seviyorum. Ağzım kulaklarımda izlerken İrem yanıma gelip "Hadi gidiyoruz. Saim'e söyle çıktığımızı. Gelsin Sokakta Hayat Var'a." dedi. Üzgün gözlerle milletle vedalaşıp zıplaya zıplaya gittim. Kesin ben de seneye tiyatroya katılacaktım. Hem yakışıklı çocuklar vardı. Bu hayalimi tabi gece sonunda İrem piç etti ya neyse... Tiyatro içinde aşk yasakmış. Allah Allah? Aşk bu! Nereden geleceği belli mi olacak? Kanka ayağı bilmem ne ayağı sonuçta. E bugün bacım diyen yarın sana açım der. Ama Erdoğan hocanın kuralları. Seviyorum hocam sizi. Saygılarımla!
Biz Pena Pub'a gidip oturduk. Garson gelip bize kimliğimizi göstermesini istedi ya. Bizden ha, bizden! Ulan ben 20 yaşındayım, ampül kafalı! Sinir ola ola üniversite kartımı gösterdim. Bir de laf attım "Bir dahakine ağır makyajla gelirim." diye. O bana laflar dedi ben ona derken kapıdan içeri giren Saim'i görünce toparlandım. E malum. Gıcık oluyor benim herkesle samimi olmama. Ki haklı da. Yanlış anlaşılıyorum. Yanımıza oturdu. Biralar söylendi falan. Ah, tabi ki ben Ice Tea Şeftali söyledim! Başka yere gitmemizi önerdim. Canlı müziği olan MD Pub'a gittik biz de. Anam! O garson! Anam! O şarkıcı kızan! Anam! Öldüm de cennete mi geldim ben? Usulca oturup siparişleri verdik. Ben Ice Tea Şeftali onlar bira. Zıkkım ya!
İrem içtikçe içiyor. Ben de tırsıyorum sarhoş olacak diye. Baktım bu mal mal konuşup elini kolunu sallamaya başladı. A ha dedim şimdi sıçtık. Saim'e bakıyorum "Lan yandık. Sarhoş oldu diyorum." Bana bakıp "Yoo değil. Onun morali bozuk." diyor. Bok bozuk! Çakır keyif diyorum. E en güzeli diyor. La havle kuvvete illa billaaaa! Saim'den de bir cacık çıkmayacağını anlayınca şarkıcıya doğru koşuşturup "Gözünü seveyip neşeli şeyler çal. Zırlayıp duruyor bu." dedim. Zaten sabahtan beri şarkıcı kızanla muhabbet eden tek biz vardık. Espriler laf atlamar falan fiyuuuv!
En sonunda tuvalete gidip Sercan'a mesaj attım. İrem'in eski manitası. Benim de kankam. Dedim bak oğlum seviyorsan gel şu MD'ye. Bana biraz edebiyat yapsa da ikna ettim. İçimden de ya gelmezse korkusunu geçiriyorum. Sonra o kapıdan Sercan elini kolunu sallayarak girince sevinçten sağa sola sarıldım. Bu gelince biz Saim'le topukladık. Hesap yine bindi benimkine tabi. Yazık ya! Benim gibi dostu olunca bu çocuk hep bol keseyle geziyor işte.
Soğuktan kıçımız dona dona yürüdük durağa. Öyle saçmalıyoruz falan derken İrem'le Sercan'ı gördük. Bizim kız sarhoş olmuş. Kıçı başı ayrı oynuyor. Önünü görmeyip düşüyor. Bir de gülüyor. Aman deyip tutuyoruz. Bir iğrençleşti yani. Bunları uğurladık sonra otobüse bindik. Yol boyunca lafladık Saim'le. Hatta şöyle oldu. Ben uyuzluğuna Saim'e laf edip durdum o da gülüp beni uyardı. Sanırım asla benim tatlılığımın altında yatan cadıyı kabullenmeyecek. En son yurda geldiğimizde indik. Beni zorla Pazartesi günü doktora götürecek. Aman yaa. Zar zor. Böyle şikayet ediyorum da hoşuma gitmiyor değil böyle şefkatli olunması birilerinin.
Gece biraz kötü bitse de bir günde ekşının nirvanasını yaşadım bugün. Dostlarımın kim olduğunu zor günlerde ve iyi günlerde öğreniyorum işte. Ma ma ma mi mi mi mikrofon şov!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder