17 Nisan 2014 Perşembe

Geceleri elbise giyme!

Aslında günüm gayet güzel başlamıştı. Hayır, başlamamıştı. Hatta dün geceden beri kötüydü. Gecenin köründe ben yurtta telefona gömülmüş Supernatural'in son bölümü izleyip Dean ve Castiel'e bakarak iç geçirirken hiç istemediğim biri mesaj atmıştı. Bilmem kaç tilyon kere şans verip ve her seferinde o şansa sıçan insan! Sivri dilimi kullandıktan sonra dizime geri döndüm ve sabaha karşı uyudum. E gece geç yatarsan gündüz tabi kalkamazsın. Çapaklı gözlerle dolabımın yolunu bulmaya çalışırken devirdiğim çöp tenekesiyle odadaki kızları "Allaaah!" dedirterek uyandırdım. İki saat diş fırçalamak, lens takıp gözünün acısından dolayı tezgaha tutunup ağlamak ve makyajımı yapmak... Sıkıcı geçen derslerden sonra o yorgun halimle Margi'ye sinema bileti almaya gittim. Akşam seansına aldım oda arkadaşım ikinci öğretim diye. Her şey iyiydi o ana kadar.

Ben yorgunluğumu sucuk gibi terleyerek atınca gayet normal bir şekilde katır gibi kokmaya başladım. Yolda resmen The Walking Dead'i yeniden çekiyormuş gibi bir izlenim verdiğime kalıbımı basarım. Öyle ki yanımdan geçen parlak çocukların bana bakışlarını gördükten sonra suratımda yeni bir evren oluştuğuna kanaat getirdim. Kesin lensim kirpiğimden aşağı sallanıyordu.

Yurda girip duşa girdim. Tam "Ohh!" demişken telefonum çalmaya başladı. Kafamı uzatıp baktım. Nesli. Köpüklü köpüklü telefona koştum. Biri odaya dalsa var ya Allaaaaaaah! Gör sen o zaman şenliği. Artık yılların açlığını mı atar üstümde yoksa olayı gruba mı bağlarlar bilemem.

Mesajı açtım baktım. Hanım efendi erken çıkmış dersten. Şimdi kızı kandırmak istemeyip acı gerçeği söyledim. İki saate anca hazır olurdum. Daha duşum bile bitmemişti. Kıçımdan köpük akıyordu yahu! Duştu şuydu buydu carttı curttu derken hepsi bitmiş ve ben yurttan çıkıp arabaya binmiştim. Asıl sorun soğuk havada elbise ve babet giymemdi. Edirne! Ah, Edirne! Gündüz çöl olup da akşam kutup olan Edirne! Ne çektim be? Ne çektik be?

Margi'ye varıp Burger'da bir Chicken Royal sefası yaptıktan sonra sinema katına çıktık. Önce küçük hanımın telefonunu şarja taktık ardından benim gözüme hitap eden kitapçıya girdik. Gayet normal bir şekilde kitap bakarken Oradan bir "Hoş geldiniz." sesiyle döndüm. Hoş geldiiim! Hoş geldim mara!

Çocuk bana bakıp sırıtınca ben de aval aval bakmayı bırakıp mimiklerimin gücünden yararlanarak "Ben kitap istiyorum da." dedim. Keşke biraz da beynimi kullanabilseydim!

Çocuk gayet güldü bana. En azından kovmadı ya? Buna da şükür. "Nasıl bir kitap?"

İçimden büyük bir istekle "Okumalık işte kapağı olan." demek gelse de "Komedi." dedim. Nedense buna da güldü. Halbuki ciddi söylemiştim. Bana Murat Mentes'in kitabını verdi. "Eğer beğenmezseniz gelin ben değiştireceğim. Ama beğenirseniz gelin ve size ben ikinci kitabını vereceğim."

Ama ben senin bana kitap satmanı yerim! Ama Allah sana özenmişken bizi unutmuş ki resmen! Ama sen erkeksen ha bu diğerleri ne? Nasıl kibar? Nasıl tatlı? Nasıl da gamzeli? Allah'ım! Kirpiklerimi kırpıştırarak ve gamzelerimi gösterircesine gülümseyerek kitabı elinden aldım. Normalde yurttan sesler korosu misali sesim birden Bethoween'ın 8. Senfonisine döndü ve "Peki. Beni unutmayın ama." dedim.

Benim gibi bir salağı kim unutur? Şu tipime bakın hele. Evlerden ırak... Kitabı ödeyip tam onu göreceğim bir yere oturduk ve kitabı açıp okumaya başladım. Allah biliyor ya? Komikti. Cidden. Hatta kaç kere kahkaha attım. Derken çocuk bana gülümseyerek yaklaştı ve göz kırpıp sigara içmeye çıktı. Tabi sonra ben bir tıkandım. Böyle nefes alayım derken can çekişir gibi sesler çıkardım. Titreyip kasıldım derkeeen Nesli bana bakıp "Bazen senden utanmıyor değilim." dedi. Ben de benden utanmıyor değilim ama Allah bana yaradılış gereği bozuk parçalar vermiş çoğu kızına aksine, kankası. Ne yapalım yani?

Filmin başlamasına az kala gittik salonun önüne. Anam ben yine böyle bir hiperaktifim falan. Yine yerimde duramıyorum. Arkamı bir döndüm ve yıkıldım. Garson bir beğendiğim kızan vardı. Tam karşımda bir kızla bana doğru geliyordu. Tamam bana değil, salona ama salonun önünde ben olduğum için falan yani aslında bana da geliyor olabilir hani hani? Aman ya! Bana değil. Anladık! Te Alla bee!

Nesli yanımda benim yıkılmış halime kıkır kıkır gülerken içimden saydırıyorum. Çükü kopar inşallah. Kız buna ciciklerini gösterirken bu suratına geğirirdi inşallah. Kuşu kalkamaz kötürüm olurdu inşallah. Kendi içine boşalır ölür giderdi inşallah. Zaten sessizden korkacaksın arkadaş! Onlar en fenası. Bir götü yere yakın olandan bir de sessizden amaaannn mazallaaaah! Şeytan kulağına kurşuuuun! Yanındaki kız da zaten yerden bitmeydi. Al işte. Tencere kapak!

Filme girip çaprazımıza oturan o iki uyuzu gözlerimle öldürdükten sonra Kaptan Amerika'yı ağzımdan salya akıtarak izledim. Yüce rabbim? Çok mu zor böylesini benim yapman? Beyni olmasa da olur, tamam. Ama şu eve girip şu yatağa girip ve sağıma döndüğümde üstüne atlama isteği uyandıracak birine sahip olmamı sağlamak senin için zor olmamalı. Neden hem armudun iyisini ayılar yer? Neden ben armut olmak zorundayım? Neden ben onun ayısı olamıyorum? Halbuki bende ayılık potansiyeli çoktu. Daha çok panda profili var ama olsun. Bence ben de armudumu hak ediyorum. Ya şuradaki bıyıklı bile bulmuşken ben niye bu kadar yalnızım? Tatlıyım! Komiğim! Arada zeka belirtisi gösteriyorum! Rahibe mi olayım yani? Bunu mu istiyorsun?

Film boyunca babaanne modunda oldum ve film bitince saate baktım. A ha şimdi sıçtık! Otobüsler artık gelmeyecek. Ulan! Elbise giydim lan ben! Burası Türkiye. Cinsel açlığın Afrikası! İşte bu yüzden bir sevgiliye ihtiyaç var! Duy sesimi rabbiiiiiiim! N'olur sonum Fatmagül'e benzemesin. N'olur sonum şu "Al beni ulaaan!" diye bağıran azgın teyzeye benzemesin. Allah'ım n'olur bugünü atlatayım kazasız belasız.

Nesli ile otobüs beklerken bir yandan da bana kızmasını küçük kız çocuğu gibi dinledim suçlu suçlu. Bu elbise de neyin nesiydi? Bu havada elbise mi giyilirdi? Mayıs'a kadar bana elbise giymek yoktu. Bundan sonra akşam vakti adam akıllı giyinecektim. Demiş miydim bilmiyorum ama bu şehirdeki baba rolünü üstlenen kişi Nesli'ydi. Anne rolünde ise Damla vardı. Oda arkadaşlarımla aile gibiydik. Utanmasak duvar halısı asıp çiğ köfte yoğuracaktık. Tavana atıp olmuş mu olmamış mı diye de bakmayı düşünmedik değil yani. Ne yalan söyleyeyim? Her odamıza gelen "Aiiiyyy siz aile olmuşşunuuuuuuuuz." diyor. Aile fotoğrafı çektirmeye gideceğiz seneye kısmetse. Ah ahh!

Baktık otobüs gelmiyor. Dedik yürüyelim. Arabalar korna çaldıkça Nesli bana ölümcül bakışlar attı. Ne ya, ne? Bilmiyordum işte! Çok meraklıyım, değil mi milli olmaya? Korkuyorum! Sesim titreyerek elimde taşla gökyüzüne doğru işaret ettim. "Al bak! Ay bile yakın. Hep ay yüzünden. Beni kötü etkiliyor. Bak nasıl da uğursuz. Korkuyorum!"

"Ha zaten hep ay yakın olunca zekanı kaybediyorsun, değil mi?"

"Evet!"

"Lan sus! Düzgün yürü vurucam ağzına gözüne şimdi. Bak laf atıp duruyorlar."

"Şişe falan bak bul. Birine vurur kaçarız."

"Ya sanki koşabilecekmişsin gibi konuşma."

"Taksi tutsak?"

"Ben taksiye para vermem. Yürü. Olin'e kadar hızlı yürüyelim. Oradan araba kesin geçer."

"Ya geçmezse?"

"O zaman taksiye bineriz söz. Yürü hadi."

"Söz mü?"

"Lan!"

"Tamam"

Olin'e gidene kadar bildiğim tüm duaları okudum. İncili ve Tevratı da bu işe alet etmiş olabilirim. Buda'ya bile dadandım düşünün. Zaten mitolojiyi bildiğimden oradakileri de unutmadım. Sonuçta fazla Tanrı göz çıkarmaz. Fazla dua. Fazla din. Of! Yarını görebilmek istiyorum Allah'ım. Ben 9 ay 10 gün sonra elimde bebekle başım yere eğik durmak istemiyorum. Bana boklu bezler atılmasın. Vurun kahpeye demesinler. Sehergül'ün suçu ne demesinler. Tek suçum elbise giymekti. Lan! Fatmagül de o gün elbise giymişti. Oğlum yaa! Kahretsin. Allah'ım vallahi şükür namazı kılacağım vallahi bak!

Olin'e vardığımızda arabaya binebildik. Sevinçle yurda vardığımızda kamyon şoförünün bana "şşt" demesini asla unutmayacak ve geceleri elbise giymeyecektim. En azından bir sevgili edinene kadar. Ki bu da en az 5 yıl demekti. Yarın falcıya gittiğimizde eğer ki bana abidik gubidik şeyler derse ona geceleri elbise giymesini söyleyeceğim. Bu arada. Şu bana dün gece mesaj atan şapşalı affettim. Bakalım. Bu sefer yine aynı şeyi yaparsa geberse bakmam ona daha. En azından yarın arkadaşımla içmeye gittiğimizde bana sahip çıkan biri olacak. Hoş, İrem bira içerken ben Icetea içeceğim. Belki farklılık yapıp şeftali değil de limon içerim. Hep şeftali hep şeftali bir yerden sonra bıkıyor biliyor musunuz? Öyle. Yarın ola hayrola. Bakalım bu sefer başıma ne gelecek?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder