Allah'ın belası canım kardeşim iğnesini olmayıp bir de sinirlenme lüksünü göstermiş. Babasına atarlanmış bir de. Yahu babası hacı be! Hacı! Adamın baktığı kapanıp namaza yöneliyor. Bu gelmiş adama kafa tutuyor. Adamın içinde gizli Zeus var. Çarpıyor direk. Bir keresinde bizim okula gelmişti. O okyanus mavisi gözler... O kâbeye sürülmüş beyaz sakallar... O hacı yağı kokusu... O... İşte... Şey... Nur inmiş surat? Hayır, kızgın görmesem evet ama sinirlenince odanın köşesine çekilip ileri geri sallanıyorum ben. Şimdi Hamza sinirlendirince adam öyle bir beddua etti ki çocuğu travma bölümüne aldılar. 30 tane kablo çıktı çocuktan. Biraz daha zorlasaymış biz bunu direk Cehenneme yolluyormuşuz. Çok töbestağfurullah yarabbim...
Ben böyle topukları kaba ete vura vura hastaneye gidiyorum tabi. Olayı duyunca nasıl durayım yurdumda? Duramam. Kardeşim diyorum be çocuğa. Her türlü nazımı çekiyor. Ağladığımda sarılıp "Tamam be çirkin. Geçecek." diyor. Belki çirkin demezse ağlamam durabilir de işte. İlla gömecek, gömük surat. İt... Girdik içeri sağ ayakla. Ben de o gün kısa elbisemi giyip babaanne hırkamı giymiştim. Hasır topukla resmen The Walking Dead kadrosunu içimde barındırıyorum. Efendime söyleyeyim bu salağı rahatça buldum çünkü Allah bana Hamza'yı bulmam için gps falan yerleştirmiş. Çünkü, aynı üniversitede karşılaşmış olmamız? Bu? Gerçekten Allah'ın sınavı. Başka hiçbir şey değil. Yunus'un da dediği gibi. Dönüm noktamdı o an benim. Dönüp gitseydim demek ki...
Hamza'ya azıcık ilgi gösterip anne şefkati verince baktım bir nazlar bir mızmızlanmalar. Ay dedim bu çocuk yine başladı hatun gibi davranmaya. O an monitörü alıp kafasına geçirsem çok iyi biliyorum ki Hakan ve Yunus'un hiç şikayeti olmaz, hatta ve hatta bana pisliği temizlemek için yardım ederlerdi. Ama işte üçümüzün içindeki hayvan sevgisi öyle kuvvetli ki yapamıyoruz. Bir de çişi gelmiş beyfendinin. Tutamazmış. İşeyecekmiş. Çok kötüymüş. Ağzından bile işeyebilirmiş. "İşe lan! Ağzından işe!" dediğimde de bana kabloyla vuruyor it!
Dayanamadım bunun bu mızmız tavırlarına, gidip doktora "Bizim şu salak kızanın işeyesi gelmiş. İşetelim mi artık şunu? Yoksa başımıza bela olacak." dedim.
Doktorla armut bulmuş ayı gibi sırıtan Hamza'ya doğru yürüdük. "Sana sonta takalım." Amanın! Ne yaptın doktor? Hamza'nın o an ağzından işeyebileceğine kanaat getirdim. Sonta taktıracağına ikinci bir işeme yerimi bile üretebilirdi o an. Çok ciddi söylüyorum. Sıradaki Nobel ödülü buna gelirdi üstün başarılarından dolayı. Korku genelde Hamza'nın beynini açıyor. O beyninin örümcek ağları kaybolup o çarklar dönmeye başlıyor. O yüzden direk doktora dönüp aynı anda "Olmaz!" dedik. Ben bir de bunun "Ay oram acıyor! Ühü ühü!" laflarını mı çekecektim be? Yunus hiç dayanamaz o monitörü geçirirdi Hamza'ya.
Doktor o gözlüğün ve o geniş omuzlarının hakkını vererek çiş için ayağa kalkıp gitme izni verdi. Bana da diyor ki sen gelme. Anasını satayım gelsem ne olacak ki? "Dur çekil ben tutarım." mı diyeceğim? Tabi ki de üstelemeyip defolmasını izledim. Ben de çarşafı düzeltip dururken yan sedyede bir böğürme sesi! Anam! Lan! Yoksa? Hulk mu geldi? Oğlum hayır ya. Ben aynı korkuyu bi daha yaşayamam! Geçen hastaneye geldiğimde elimde serumla çıplak ayak fantezisi şeklinde çıkışa koşacaktım ahan da bu sesler yüzünden. Korkarak perdeyi açtığımda zavallı deyip acıdığımız hasta ve kimsesiz amca profili çıktı karşıma. Otomatikman kalbim acıdı. Gerçekten de acıdı. Bir yutkunamadım.
"Ne oldu amcacım?" dediğimde "Susadım." dedi. Kıyamam ya. Kimsesi yokmuş. Kızı çok uzaktaymış. Gidip hemen su almaya gittim. İçimdeki ses "Çıkışa bak davar!" deyince elimde su ile kapıya çıktım. Bir baktım Hamza malı elinde sigara ile ilker, Hakan ve Yunus'la konuşuyorlar. O an o sigarayı alıp onun götüne sokacaktım ama Hakan ve Yunus bana doğru dönüp "Niye sigara içtiriyorsun?" diye çemkirince bir an dört kafaları çıkmış gibi baktım onlara. Lan kim kime içtiriyor? Kim kime izin veriyor? Ne sigarası? Çişim geldi adı altında skeciyle Hamza hepimizi uyuttuysa bu suç sadece benim olmamalı. Her zamanki gibi sinirimi saklamak istediğimde yaptığımı yaptım. Arkamı hızla dönüp söverek amcanın yanına gittim. Amcaya suyunu verip Hamza efendinin gelmesini bekledim.
Ulan şu yandaki amca bile daha akıllı davranıyor. Her ne kadar kıyafet çıkarma huyuna sahip olsa da sağlığı için tek başına da olsa uğraşıyor. Ama bizimki öyle mi? Hem mızmız hem de ilgisiz sağlığı için. Aynı şeyi geçen sene ben yaptım diye serum içirmekle tehdit etti. Ama ağzımdan değil... Allah'ın zıkkımlı kare kökü Hamza. Tehdidi gibi pislik insan! Nefes alan her kıza selam veren abazanus! Ama benim canımın tam içi olan kardeşim! Hiç unutmuyorum Escape 22'de zorla doğum gününe götürülüyorum Damla tarafından. Sırf neşem yerine gelsin diye. Gülüyorum da bir halta yaramıyor ki. İçimdeki neşe ilk defa o gün sönmüştü. Zayıf karakterli biri olsam ölmeyi bile düşünürdüm ama güçlü olduğumdan sadece sessiz duruyorum. Yine konuşup gülüyorum ama her zamanki macun yemiş kıro erkek enerjisi yok bende. Hamza'ya mesaj attım gelmesi için. Anında anladı konuşma tarzımdan bir şeyler olduğunu. 15 dakika sonra yanıma geldi. O gün deli gibi sarılıp ağlamıştım "Kanka çok yoruldum. Bugünlük pes etmiş kız modunda olacağım ve tişörtüne sümüklerimden iz yapacağım." demiştim hatta. Bana da kızmıştı olanları anlattığımda. Neden ona haber vermiyormuşum. Ben onun kardeşiymişim. Burada birbirimize iyi bakmalıymışız. Beş dakika sonra yine 28 diş sırıtmaya başladım. Neden? Çünkü yirmilik dişlerim hâla çıkmadı. Çok acıyor be...
Şimdiyse bu saf çocuğu yatakta böyle kablolarla görünce o kadar kötü oldum ki. Bir tek Hamza anladı endişelendiğimi. Sürekli soruyorum nasılsın diye. Diğerleriyle konuşurken gözüm Hamza'da. Üşüyor diye çarşaf buluyorum. Resmen çocuk doğurmadan anne oldum. Yakında kapıdan içeri dualar okuyarak girip Hamza'nın sırtına havlu sokacağım. Çantamı bile feda ettim lan onun için! Bana adam gibi mangal yapmazsa masaya dizerim yedi ceddini onun! Gerekirse koyun kesip kanını alnıma sürecek. Beni alakadar etmez ama o mangal yapılacak! Neyse bunlar gelince ayaklandım. Hastaneler benim en büyük kâbuslarımdan. Şimdi geçmişte yaşadıklarım düşünülünce bence gayet normal. Kaç kere kalbim durdu. Kaç kere bilincim kapandı. Kaç kere deştirdim kendimi... Bir ara doktor falan olacağımı düşündüm. Artık tıbbi terimleri bile biliyorum. Yakında ameliyatlara falan beni çağıracaklardı da insanların içini sevme olayım farklı olduğundan vazgeçtik. Hasta-doktor ilişkisinde yürüdük gittik.
Velhasıl kelam efendime söyleyeyim atarlı giderli modunda "Ay ben çok bunaldım dışarı çıkıyorum. Gelmek isteyen varsa gelsin." deyip çıktım odadan. Bu bendeki özgüveni Neslihan'a taksak var ya kız Hürrem olur çıkar başımıza. Hiç arkama bakmadan çıkmak nedir abi ya? İnsan bir bekler. Yok! Kafam atmış ya bir kere? İtlik yapmam farz olmuş ya? İbadet olarak insanlara çemkiriyorum hani? O soğukta orta direk Şaban gibi tek kalsaydım kendime ne gömerdim ama. Al işte mal, nah geldiler yanına! Derken Yunus'un hayattan bıkmış yüzünü ve Hakan'ın sırıtan suratını görünce ufaktan ufaktan teşekkür ettim Allah'a bana salak şansı verdiği için. Ama şansa bak ki ölümüne donuyorum. Biliyorum ki bacaklarımı örtmezsem çocuğum olmayacak. En kötüsü çocuklar sakat doğacak. 6 parmaklı olup ateş topu atan bir çocuk bile olabilir. Mitolojik hayvanları hep sevmişimdir ama asla yarı hayvan yarı insan bir çocuk arzusu taşımadım içimde. A be tövbeler olsun!
Biz bankta oturmuş gülerken Hakan'ın verdiği hırkasıyla ve parfümüyle aşk yaşarken bizim Yunus içindeki hayvan sevgisine uyarak kedinin birini almış kucağında uyutuyor. Hamza yetmiyor mu sana çocuğum? Eh be evladım? En büyük hayvanımız o zaten. Resmen fok. Hem de foklar da yalnız. Bizim Hamza da yalnız. Foklar... Lisedeyken alkolü bana dikine koklattıklarında foklar için ağlamıştım. Buna yavru kediler ve yaşlılar da dâhil. O an biri beni videoya alıp Youtube'a koysalardı tıklanma rekoru kırardım. Babam da beni kırardı. Böyle 300 ışık yılı hızı şiddetinde gelen bir yumrukla hem de. Hey gidi, hey. Allah kurtardı vallahi. Hele ki müdür. O gün görseydi beni, ertesi gün kendimi disiplin kurulu önünde bulurdum. Alkolü bana koklatanlar başkası, disipline giden ben! Bu resmen kiloyu yanaktan verip göbekten almak kadar acımasız bence... Ah! Zalim hayat.
Bir zaman sonra dışarıda saçmaladığımı fark ettim. Yok efendim yıldızlar ne yıldızmış, vay efendim ayakkabım güzel miymiş, sonracıma adım neden Sehermiş... İşte bunlar hep saçmalamak! İşte bunlar hep sıkılmak! Bir ara ayağa kalkıp kıçımı onlara dönecektim. Ellerimi arkamda birleştirip uzaklara dalıp gidecek ve "Buralar vakti zamanında dudluktu siz biliğin mi?" diyecektim. Hatta o elbiseyle amuda kalkıp kendimi tımarhaneye kapattıracaktım. Belki de kediyi kuyruğundan tutup sallayıp "Hayde breee!" diye atacaktım çalılıklara... Allah'ım yaşamak çok zor ya! Üzgün surat.
Gel zaman git zaman baktık dışarıda da sıkılıyoruz. Girdik içeri. Bir baktık tekerlekli sandaleyeler. Oh shit! Durur muyuz? Asla! Koştuk üç salak sandalyelere doğru. Üçümüz binip birbirimize çarpıyoruz bilerek. Hastanede bir lunapark esintisi var adeta. Aman Tanrım didim! Ben Hakan'a çarpıyorum. O bana pek fazla kıyamqyıp Yunus'a resmen gömülüyor. Yunus da bana acımayıp ağzımı burnumu kırıyor. Doktorlar geldiğinde de kolları sarkıtıp yüzü ekşitiyoruz "Aaaaay! Çok hastayız! Ölüyorum! Ah belim! İlikli yerim ağrıyor aaaay!" diyoruz. Biz salağız evet ama doktorlar değil. Bize bakıp "Bunlar da hep alkollüyken çocuk yapma deneyi ürünleri." diye düşünüyorlar. Baktık kovulacağız. Kalktık gittik Hamza'nın yanına. İçeri bir girdim çocuk kıpkırmızı. Tahmin ettiğim gibi kriz tutmuş. Sigara krizi. Zaten ya sinirliyse kızarıyor, ya gülerse ya da kriz tutarsa. 007 James Bond olsak ne yapardık? Tabi ki operasyonla bunu dışarı çıkartırdık. Cool bir şekilde bunu dışarı çıkarttık. Geri zekalı kendini göstere göstere sigara içiyor. Ulan mal! Yakalanırsak hepimiz azar yiyeceğiz. Biz bunu gölgelere sokuyoruz, bu çıkıyor! Vampir ol da sarımsakla otur ağla e mi? Babanın duası ile çarpıl e mi? Tespihle sana vursun da Kur'an yırtan çocuğun dramına dön e mi? Vicdansız mahluk.
Yaklaşık 3 saat sonra hepimizin uykusu gelmeye başladı. Yan sedye boş olunca gittik yattık oraya. Yunus sandalyeleri birleştirmiş uyuyor. Biz yatıyoru sedyelerde falan. Doktor bir girdi içeri. Kadın kahkaha atmaya başladı. Hadi Hakan'la bizim keyfimiz yerinde. Ben fotoğraflarımı gösterip bir şeyler anlatıyor ve anırıyorum da Yunus? Çocuğu yakında beton mermerde yatırıp hasta edeceğiz. Ah annem! Üstündeki örtüyü de Hamza almış... Resmen burayı öğrenci evine döndürdük. Hakan'ın tek oynamayı bildiği çiğ köfte yoğurmalı -bana göre çamaşır yıkamalı- şopar dansını yapa yapa ortam yapacaktık aslında. Ya da cidden malzemeleri alıp çiğ köfte yoğuracaktık. Ama ben o köfteyi tavana atmam. Pislik yuvası her yer. Ey Allah'ım... Ey Allah'ım da kovulduk biz Hakan'la bulunduğumuz ortamdan. Saatlerdir dört yapraklı yonca olan bizi ayırıp iki yapraklı yonca yaptılar. Allah belanızı versin! Allah sizi kahretsin!
Kalktık gittik bekleme salonuna. Tüm gece boyunca Hakan'a sardım. Çocuğun canını çıkardım resmen. Susmuyorum da. Uykum var uzanmışım ama hâlâ konuşuyorum. Çok şükür uyurken susuyorum diyeceğim de ben uyurken de konuşuyormuşum. Allah benim eşime sabır versin. Gece gündüz konuşan eş mi olurmuş lan? O ne öyle sürekli açık fermuar gibi... Çok sabır, Tanrım ya rabbim... Hakan aşağı, Hakan yukarı. Hakan bana şunu ver, Hakan bana bunu ver. Hakan azıcık sus, Hakan niye susuyorsun? Sus bana cevap verme, Hakan! Hakan hırkanı ver koklamam geldi! Hakan bak hırkam gizel kokuyor. Hakan saçların niye yumuşak? Hakan uçları neden sert? Hakan o sakallarla hacca gitmeyi planlıyor musun? Hakan sen eşittir Yumoş... Ben her ne kadar benimle bir daha konuşmaz desem de fark ettik ki gülmekten yıkılıyoruz. Belki de o gün tek olsaydım Hamza ile cidden bunalıp yastıkla onu boğabilirdim. Ama o gün her ne kadar Hamza hasta da olsa o dahil hepimiz gülebilmeyi öğrendik. (Subliminal mesaj vol.3735)
Şimdi buradan çıkardığımız iki şey var. Birincisi, Hamza çok mızmız. İkincisi de, ben cidden çok konuşuyorum. Abi sanki son söylediğim bilinmiyormuş gibi...
Sevgili Hakan'ın da dediği gibi "En birinci benim!"
Wiggle Wiggle Wiggle Wiggle...