27 Eylül 2014 Cumartesi

Hamza süiti çilesi!

Bazen düşünüyorum yahu bu çocuk ile bu 7 yıl nasıl geçmiş? Ben nasıl katlanmışım bu abazaya? Hatta diyorum ki nerede benim şehrin altın anahtarım? Hadi ben iyi, yine 7 yıl da garibim Yunus ne yapsın? 15 yıldır Hamza'nın nazlı hâlini çekiyor. Ben de diyorum bu çocuk neden bu kadar sessiz çok konuşmuyor! Meğersem bu Hamza'dan önce çok konuşkanmış da Hamza bunun enerjisini almış. Vah vah. En şanslımız da Hakan. 3 yıldır... Sadece 3 yılcık! Korkuyorum bu çocuk da hayattan soğuyacak ya da Meriç'in boklu sularına kendini bırakacak diye. Çok da hayat dolu... 

Allah'ın belası canım kardeşim iğnesini olmayıp bir de sinirlenme lüksünü göstermiş. Babasına atarlanmış bir de. Yahu babası hacı be! Hacı! Adamın baktığı kapanıp namaza yöneliyor. Bu gelmiş adama kafa tutuyor. Adamın içinde gizli Zeus var. Çarpıyor direk. Bir keresinde bizim okula gelmişti. O okyanus mavisi gözler... O kâbeye sürülmüş beyaz sakallar... O hacı yağı kokusu... O... İşte... Şey... Nur inmiş surat? Hayır, kızgın görmesem evet ama sinirlenince odanın köşesine çekilip ileri geri sallanıyorum ben. Şimdi Hamza sinirlendirince adam öyle bir beddua etti ki çocuğu travma bölümüne aldılar. 30 tane kablo çıktı çocuktan. Biraz daha zorlasaymış biz bunu direk Cehenneme yolluyormuşuz. Çok töbestağfurullah yarabbim... 

Ben böyle topukları kaba ete vura vura hastaneye gidiyorum tabi. Olayı duyunca nasıl durayım yurdumda? Duramam. Kardeşim diyorum be çocuğa. Her türlü nazımı çekiyor. Ağladığımda sarılıp "Tamam be çirkin. Geçecek." diyor. Belki çirkin demezse ağlamam durabilir de işte. İlla gömecek, gömük surat. İt... Girdik içeri sağ ayakla. Ben de o gün kısa elbisemi giyip babaanne hırkamı giymiştim. Hasır topukla resmen The Walking Dead kadrosunu içimde barındırıyorum. Efendime söyleyeyim bu salağı rahatça buldum çünkü Allah bana Hamza'yı bulmam için gps falan yerleştirmiş. Çünkü, aynı üniversitede karşılaşmış olmamız? Bu? Gerçekten Allah'ın sınavı. Başka hiçbir şey değil. Yunus'un da dediği gibi. Dönüm noktamdı o an benim. Dönüp gitseydim demek ki... 

Hamza'ya azıcık ilgi gösterip anne şefkati verince baktım bir nazlar bir mızmızlanmalar. Ay dedim bu çocuk yine başladı hatun gibi davranmaya. O an monitörü alıp kafasına geçirsem çok iyi biliyorum ki Hakan ve Yunus'un hiç şikayeti olmaz, hatta ve hatta bana pisliği temizlemek için yardım ederlerdi. Ama işte üçümüzün içindeki hayvan sevgisi öyle kuvvetli ki yapamıyoruz. Bir de çişi gelmiş beyfendinin. Tutamazmış. İşeyecekmiş. Çok kötüymüş. Ağzından bile işeyebilirmiş. "İşe lan! Ağzından işe!" dediğimde de bana kabloyla vuruyor it! 

Dayanamadım bunun bu mızmız tavırlarına, gidip doktora "Bizim şu salak kızanın işeyesi gelmiş. İşetelim mi artık şunu? Yoksa başımıza bela olacak." dedim. 

Doktorla armut bulmuş ayı gibi sırıtan Hamza'ya doğru yürüdük. "Sana sonta takalım." Amanın! Ne yaptın doktor? Hamza'nın o an ağzından işeyebileceğine kanaat getirdim. Sonta taktıracağına ikinci bir işeme yerimi bile üretebilirdi o an. Çok ciddi söylüyorum. Sıradaki Nobel ödülü buna gelirdi üstün başarılarından dolayı. Korku genelde Hamza'nın beynini açıyor. O beyninin örümcek ağları kaybolup o çarklar dönmeye başlıyor. O yüzden direk doktora dönüp aynı anda "Olmaz!" dedik. Ben bir de bunun "Ay oram acıyor! Ühü ühü!" laflarını mı çekecektim be? Yunus hiç dayanamaz o monitörü geçirirdi Hamza'ya. 

Doktor o gözlüğün ve o geniş omuzlarının hakkını vererek çiş için ayağa kalkıp gitme izni verdi. Bana da diyor ki sen gelme. Anasını satayım gelsem ne olacak ki? "Dur çekil ben tutarım." mı diyeceğim? Tabi ki de üstelemeyip defolmasını izledim. Ben de çarşafı düzeltip dururken yan sedyede bir böğürme sesi! Anam! Lan! Yoksa? Hulk mu geldi? Oğlum hayır ya. Ben aynı korkuyu bi daha yaşayamam! Geçen hastaneye geldiğimde elimde serumla çıplak ayak fantezisi şeklinde çıkışa koşacaktım ahan da bu sesler yüzünden. Korkarak perdeyi açtığımda zavallı deyip acıdığımız hasta ve kimsesiz amca profili çıktı karşıma. Otomatikman kalbim acıdı. Gerçekten de acıdı. Bir yutkunamadım. 

"Ne oldu amcacım?" dediğimde "Susadım." dedi. Kıyamam ya. Kimsesi yokmuş. Kızı çok uzaktaymış. Gidip hemen su almaya gittim. İçimdeki ses "Çıkışa bak davar!" deyince elimde su ile kapıya çıktım. Bir baktım Hamza malı elinde sigara ile ilker, Hakan ve Yunus'la konuşuyorlar. O an o sigarayı alıp onun götüne sokacaktım ama Hakan ve Yunus bana doğru dönüp "Niye sigara içtiriyorsun?" diye çemkirince bir an dört kafaları çıkmış gibi baktım onlara. Lan kim kime içtiriyor? Kim kime izin veriyor? Ne sigarası? Çişim geldi adı altında skeciyle Hamza hepimizi uyuttuysa bu suç sadece benim olmamalı. Her zamanki gibi sinirimi saklamak istediğimde yaptığımı yaptım. Arkamı hızla dönüp söverek amcanın yanına gittim. Amcaya suyunu verip Hamza efendinin gelmesini bekledim.

Ulan şu yandaki amca bile daha akıllı davranıyor. Her ne kadar kıyafet çıkarma huyuna sahip olsa da sağlığı için tek başına da olsa uğraşıyor. Ama bizimki öyle mi? Hem mızmız hem de ilgisiz sağlığı için. Aynı şeyi geçen sene ben yaptım diye serum içirmekle tehdit etti. Ama ağzımdan değil... Allah'ın zıkkımlı kare kökü Hamza. Tehdidi gibi pislik insan! Nefes alan her kıza selam veren abazanus! Ama benim canımın tam içi olan kardeşim! Hiç unutmuyorum Escape 22'de zorla doğum gününe götürülüyorum Damla tarafından. Sırf neşem yerine gelsin diye. Gülüyorum da bir halta yaramıyor ki. İçimdeki neşe ilk defa o gün sönmüştü. Zayıf karakterli biri olsam ölmeyi bile düşünürdüm ama güçlü olduğumdan sadece sessiz duruyorum. Yine konuşup gülüyorum ama her zamanki macun yemiş kıro erkek enerjisi yok bende. Hamza'ya mesaj attım gelmesi için. Anında anladı konuşma tarzımdan bir şeyler olduğunu. 15 dakika sonra yanıma geldi. O gün deli gibi sarılıp ağlamıştım "Kanka çok yoruldum. Bugünlük pes etmiş kız modunda olacağım ve tişörtüne sümüklerimden iz yapacağım." demiştim hatta. Bana da kızmıştı olanları anlattığımda. Neden ona haber vermiyormuşum. Ben onun kardeşiymişim. Burada birbirimize iyi bakmalıymışız. Beş dakika sonra yine 28 diş sırıtmaya başladım. Neden? Çünkü yirmilik dişlerim hâla çıkmadı. Çok acıyor be... 

Şimdiyse bu saf çocuğu yatakta böyle kablolarla görünce o kadar kötü oldum ki. Bir tek Hamza anladı endişelendiğimi. Sürekli soruyorum nasılsın diye. Diğerleriyle konuşurken gözüm Hamza'da. Üşüyor diye çarşaf buluyorum. Resmen çocuk doğurmadan anne oldum. Yakında kapıdan içeri dualar okuyarak girip Hamza'nın sırtına havlu sokacağım. Çantamı bile feda ettim lan onun için! Bana adam gibi mangal yapmazsa masaya dizerim yedi ceddini onun! Gerekirse koyun kesip kanını alnıma sürecek. Beni alakadar etmez ama o mangal yapılacak! Neyse bunlar gelince ayaklandım. Hastaneler benim en büyük kâbuslarımdan. Şimdi geçmişte yaşadıklarım düşünülünce bence gayet normal. Kaç kere kalbim durdu. Kaç kere bilincim kapandı. Kaç kere deştirdim kendimi... Bir ara doktor falan olacağımı düşündüm. Artık tıbbi terimleri bile biliyorum. Yakında ameliyatlara falan beni çağıracaklardı da insanların içini sevme olayım farklı olduğundan vazgeçtik. Hasta-doktor ilişkisinde yürüdük gittik. 

Velhasıl kelam efendime söyleyeyim atarlı giderli modunda "Ay ben çok bunaldım dışarı çıkıyorum. Gelmek isteyen varsa gelsin." deyip çıktım odadan. Bu bendeki özgüveni Neslihan'a taksak var ya kız Hürrem olur çıkar başımıza. Hiç arkama bakmadan çıkmak nedir abi ya? İnsan bir bekler. Yok! Kafam atmış ya bir kere? İtlik yapmam farz olmuş ya? İbadet olarak insanlara çemkiriyorum hani? O soğukta orta direk Şaban gibi tek kalsaydım kendime ne gömerdim ama. Al işte mal, nah geldiler yanına! Derken Yunus'un hayattan bıkmış yüzünü ve Hakan'ın sırıtan suratını görünce ufaktan ufaktan teşekkür ettim Allah'a bana salak şansı verdiği için. Ama şansa bak ki ölümüne donuyorum. Biliyorum ki bacaklarımı örtmezsem çocuğum olmayacak. En kötüsü çocuklar sakat doğacak. 6 parmaklı olup ateş topu atan bir çocuk bile olabilir. Mitolojik hayvanları hep sevmişimdir ama asla yarı hayvan yarı insan bir çocuk arzusu taşımadım içimde. A be tövbeler olsun!

Biz bankta oturmuş gülerken Hakan'ın verdiği hırkasıyla ve parfümüyle aşk yaşarken bizim Yunus içindeki hayvan sevgisine uyarak kedinin birini almış kucağında uyutuyor. Hamza yetmiyor mu sana çocuğum? Eh be evladım? En büyük hayvanımız o zaten. Resmen fok. Hem de foklar da yalnız. Bizim Hamza da yalnız. Foklar... Lisedeyken alkolü bana dikine koklattıklarında foklar için ağlamıştım. Buna yavru kediler ve yaşlılar da dâhil. O an biri beni videoya alıp Youtube'a koysalardı tıklanma rekoru kırardım. Babam da beni kırardı. Böyle 300 ışık yılı hızı şiddetinde gelen bir yumrukla hem de. Hey gidi, hey. Allah kurtardı vallahi. Hele ki müdür. O gün görseydi beni, ertesi gün kendimi disiplin kurulu önünde bulurdum. Alkolü bana koklatanlar başkası, disipline giden ben! Bu resmen kiloyu yanaktan verip göbekten almak kadar acımasız bence... Ah! Zalim hayat.

Bir zaman sonra dışarıda saçmaladığımı fark ettim. Yok efendim yıldızlar ne yıldızmış, vay efendim ayakkabım güzel miymiş, sonracıma adım neden Sehermiş... İşte bunlar hep saçmalamak! İşte bunlar hep sıkılmak! Bir ara ayağa kalkıp kıçımı onlara dönecektim. Ellerimi arkamda birleştirip uzaklara dalıp gidecek ve "Buralar vakti zamanında dudluktu siz biliğin mi?" diyecektim. Hatta o elbiseyle amuda kalkıp kendimi tımarhaneye kapattıracaktım. Belki de kediyi kuyruğundan tutup sallayıp "Hayde breee!" diye atacaktım çalılıklara... Allah'ım yaşamak çok zor ya! Üzgün surat.

Gel zaman git zaman baktık dışarıda da sıkılıyoruz. Girdik içeri. Bir baktık tekerlekli sandaleyeler. Oh shit! Durur muyuz? Asla! Koştuk üç salak sandalyelere doğru. Üçümüz binip birbirimize çarpıyoruz bilerek. Hastanede bir lunapark esintisi var adeta. Aman Tanrım didim! Ben Hakan'a çarpıyorum. O bana pek fazla kıyamqyıp Yunus'a resmen gömülüyor. Yunus da bana acımayıp ağzımı burnumu kırıyor. Doktorlar geldiğinde de kolları sarkıtıp yüzü ekşitiyoruz "Aaaaay! Çok hastayız! Ölüyorum! Ah belim! İlikli yerim ağrıyor aaaay!" diyoruz. Biz salağız evet ama doktorlar değil. Bize bakıp "Bunlar da hep alkollüyken çocuk yapma deneyi ürünleri." diye düşünüyorlar. Baktık kovulacağız. Kalktık gittik Hamza'nın yanına. İçeri bir girdim çocuk kıpkırmızı. Tahmin ettiğim gibi kriz tutmuş. Sigara krizi. Zaten ya sinirliyse kızarıyor, ya gülerse ya da kriz tutarsa. 007 James Bond olsak ne yapardık? Tabi ki operasyonla bunu dışarı çıkartırdık. Cool bir şekilde bunu dışarı çıkarttık. Geri zekalı kendini göstere göstere sigara içiyor. Ulan mal! Yakalanırsak hepimiz azar yiyeceğiz. Biz bunu gölgelere sokuyoruz, bu çıkıyor! Vampir ol da sarımsakla otur ağla e mi? Babanın duası ile çarpıl e mi? Tespihle sana vursun da Kur'an yırtan çocuğun dramına dön e mi? Vicdansız mahluk.

Yaklaşık 3 saat sonra hepimizin uykusu gelmeye başladı. Yan sedye boş olunca gittik yattık oraya. Yunus sandalyeleri birleştirmiş uyuyor. Biz yatıyoru sedyelerde falan. Doktor bir girdi içeri. Kadın kahkaha atmaya başladı. Hadi Hakan'la bizim keyfimiz yerinde. Ben fotoğraflarımı gösterip bir şeyler anlatıyor ve anırıyorum da Yunus? Çocuğu yakında beton mermerde yatırıp hasta edeceğiz. Ah annem! Üstündeki örtüyü de Hamza almış... Resmen burayı öğrenci evine döndürdük. Hakan'ın tek oynamayı bildiği çiğ köfte yoğurmalı -bana göre çamaşır yıkamalı- şopar dansını yapa yapa ortam yapacaktık aslında. Ya da cidden malzemeleri alıp çiğ köfte yoğuracaktık. Ama ben o köfteyi tavana atmam. Pislik yuvası her yer. Ey Allah'ım... Ey Allah'ım da kovulduk biz Hakan'la bulunduğumuz ortamdan. Saatlerdir dört yapraklı yonca olan bizi ayırıp iki yapraklı yonca yaptılar. Allah belanızı versin! Allah sizi kahretsin! 

Kalktık gittik bekleme salonuna. Tüm gece boyunca Hakan'a sardım. Çocuğun canını çıkardım resmen. Susmuyorum da. Uykum var uzanmışım ama hâlâ konuşuyorum. Çok şükür uyurken susuyorum diyeceğim de ben uyurken de konuşuyormuşum. Allah benim eşime sabır versin. Gece gündüz konuşan eş mi olurmuş lan? O ne öyle sürekli açık fermuar gibi... Çok sabır, Tanrım ya rabbim... Hakan aşağı, Hakan yukarı. Hakan bana şunu ver, Hakan bana bunu ver. Hakan azıcık sus, Hakan niye susuyorsun? Sus bana cevap verme, Hakan! Hakan hırkanı ver koklamam geldi! Hakan bak hırkam gizel kokuyor. Hakan saçların niye yumuşak? Hakan uçları neden sert? Hakan o sakallarla hacca gitmeyi planlıyor musun? Hakan sen eşittir Yumoş... Ben her ne kadar benimle bir daha konuşmaz desem de fark ettik ki gülmekten yıkılıyoruz. Belki de o gün tek olsaydım Hamza ile cidden bunalıp yastıkla onu boğabilirdim. Ama o gün her ne kadar Hamza hasta da olsa o dahil hepimiz gülebilmeyi öğrendik. (Subliminal mesaj vol.3735)

Şimdi buradan çıkardığımız iki şey var. Birincisi, Hamza çok mızmız. İkincisi de, ben cidden çok konuşuyorum. Abi sanki son söylediğim bilinmiyormuş gibi...

Sevgili Hakan'ın da dediği gibi "En birinci benim!" 

Wiggle Wiggle Wiggle Wiggle... 



14 Eylül 2014 Pazar

Ezanlar susmasın bu ayaklar kokmasın!

Allah kimseye şu son 6 aydır çektiğim çileyi acıyı vermesin. Ulan benim ayağım çiçek kokardı, çiçek! Şimdiyse bok kokuyor! Peynir kokuyor! Dedemin götü gibi kokuyor! Ama hayır... Ben ah aldım. Abim bana kesin beddua falan etti. Yoksa mümkünatı yok bu kadar kokmasının. Her eve geldiğinde tüm ailecek hönkürürdük "Ayağını yıka lan, korkarca!" diye. Şimdiyse bana neredeyse para verecekler yalın ayak sokağa çık diye. Utanmasalar ayağını kes at diyecekler. Lan ne yapayım? Kokuyor! Evlere gidemez oldum. Hastanelik olmaya korkuyorum ayakkabıyı çıkartırlar diye. Ki zaten korktuğum başıma da geldi. 

Geçen gün bacağıma ne yaptıysam artık hareket edince acıyor, nefes alsam bile zonkluyor. Böyle nasıl desem? Sanki bacağıma tecavüz ediyorlar ya da böyle alıp orta yerinden kırıp yeniden kaynatıyorlar. Öyle Allah'ın cezası bir şey oluyor bacağıma. Baktım kötürümler gibi yürüyorum -yürüyen kötürüm mü varmış?- bir spastiklik hâli falan. Anneme dedim "Kalk kız beni hastaneye götürün sakat kalacağım." Kadın bir depar atmış aşağı kata. Resmen uçtu. Ya da ışınlandı. Bilemiyorum ama 5 saniye içinde o kahrolası merdivenleri indi. Binadaki tek araba sahibi olan teyzeme durumu izah ettiler. Dakikalar sonra tüm bina bizim eve akın etti. Ben de daha taytımı giymeye çalışıyorum. Öyle göt göbek mal meydanda gelenlerle göz göze geldim. Allah'tan hepsi hatun kafilesi. Yoksa kıçımdaki benime kadar bileceklerdi. Düşünsenize? Bir ortamdayız, erkekler konuşuyor kendi aralarında. Birden biri çıkıp diyor "Ohoo oğlum o da bir şey mi? Biz Tahsin'in küçük kızı Seher'in götünde ben olduğunu biliyoruz. Yiuhahahahah!" Vallahi kan gövdeyi götürür. Katliam çıkar. 21. Yüzyıl Aksu'larının kan davasına şahit olur tüm Dünya. BBC her gün bizi konu alır. En az Kraliyet Ailesi kadar popüler oluruz. 

Neyse ah vah dediler. Yazık olmuş dediler. Ay bakayım dediler. Bacağımı tutup kaldırdılar ben bağırırken. Hatta çekip salladılar resmen. Anasını satayım sanki damızlık hayvan seçiyorlar Kurban Bayramı için. Aloo?! O bacak la, bacak. Artık o bacak çıkmadıysa bile çıkmıştır diye düşündüm. Düşünmedim değil. Sonunda ablam imdadıma yetişti "Açılın ben ilk yardımcıyım!" diye. Yıllar önce iki üç kere gittiği salak bir yerden aldığı karta dayanarak diyor şunu. Birine suni tenefüs yapsa adamın yaşayacağı varsa bile ölür. Zaten atan bir kalbe atmıyor deyip kalp masajı yapacağına bile inancım tam. Çünkü onun adı Sema, soyadı Aksu. Çünkü o bizim evin çok bilmiş bayanı. Benim manevi annem ve her iki yanağımda da parmak izini bırakmış bir mal. Daha üç günlükken "Ay ne tatlı şeysin sen öyle!" deyip suratımı tutup sallamış davar oğlu davar... Diyorum ya? Bizim sülalede bir şeyi tutup sallamak genetik bir sıkıntı. Allah başka şeyleri tutturup sallattırmasın... 

Gittik hastaneye. Yolda da gitmeden önce o piti piti yapıyoruz Samatya mı Cerrahpaşa mı diye. Sonunda acili çok şık ve modern diye Samatya'yı seçtirdim. Bir de hep yakışıklı doktorlar orada. Ama en önemli faktör orada hemen bakıyorlar sana. Gittik. Oturttular beni tekerlekli sandalyeye. Anacım ne zaman ona otursam beni gülme tutuyor. Elimi ağzıma kapamış morarana kadar gülüyorum. Anneme bakıp "Kafada mı sıkıntı var?" dediklerini duyduğumda gülmeyi sonlandırdım binbir güçlükle. En son istediğim şey deli damgası yemek. Şimdi burada hayatımın aşkıyla tanışırsam boşuna kaderime engel olmayayım şuh kahkahalarımla. Evvela aldılar beni içeri. Yüzüstü yatırdılar. Dedim yine açacaklar o kıçı. Açtılar da.

"Ameliyat mı oldun?"

"Yok bende bir huy var. Canım sıkılınca bıçağı alıp kestaneyi yarıyorum. İşte en sonunda nasıl yarmışsam dikiş gerekti. Doktor da götüme Dünya haritası şeklinde dikiş atmış. Ya sabır! Benim burada canım yanıyor, sen bariz olan bir şeyi soruyorsun! Evet ulan, evet! Ameliyat oldum! Şimdi bacağıma ne olmuşsa bir baksanız da şuradan gitsem."

Zaten şu diyalogdan sonra bana iyi bakacaklarına inanacak kadar acı beynimi kemirmişti. Sen resmen doktoru orada göt ettin Seher! Sana nasıl iyi baksınlar? Sana ata verilen iğneyi vermediklerine şükret. Ya da bir odaya sokup... Aman yarabbi! O da ne? Resmen buldozere hemşire kıyafeti giydirip makyaj yapmışlar ve peruk takmışlar. Abi! Lan! Oğlum?! Elindeki iğne mi onun? Ahanda götümden sokup ağzımdan çıkarak. Allah benim belamı vereydi de ben o lafları doktora demeyeydim! Tuttu kolumu. Bağladı lastik eldiveni. Sonra Allah ne verdiyse girişti şırıngayla. Kanı öyle bir çekti ki tüm bedenimdeki kanı pompaladı resmen. İğneyi zaten sokuş şeklinden bahsetmiyorum bile. İkinci iliği de alsaydı eli değmişken inanın ki. En sonunda bana ağrı kesici serumu takıp beni gözyaşları içinde yalnız bıraktılar. Ablam geldi sarıldı her zamanki gibi. Keşke bir de suratımı göğsüne sokmasa da nefes alabilsem... 

Gel zaman git zaman doktor geldi sonunda. Bir an yani 10 yıl o sedyede kalacağım sandım. 3 saattir goygoy yapıyorum diğer hastalarla. Kahkahalar havada uçuşuyor ama benim bacak hâlâ sızlıyor, hareket ettirince anamı bacımı doğruyorlar sanki. Doktor efendi resmen bana gelip "Bacağını hissedemeyince gel. E o zaman da zaten felç oluyor." dedi. Amına koyayım senin diyemedim. Diyemedim. Çünkü geri zekalı insanları çok iyi bilirim. Merhametsiz şerefsizleri de. Laftan anlamazlar. Zaten doktorların alayı it! Şu hayatta iyi kötü demeden nefret ettiğim tek meslek sahipleri, doktorlar. Zaten dizisini de hiç sevmezdim ama Show inatla yayınlardı. 

Ablamın arkadaşı geldi bizi almaya. En sonunda annemle karar verdik ilik aldırdığımız yere gideceğiz. Cerrahpaşa. Sıradaki durak. Şimdi bir de orada kadavramı çıkartana kadar didiklerler beni. Bu hastaneler adamı daha da hasta eder. En büyük örnek bundan 6 sene önce. Apandistin olduğu yer acıyor benim. 5 hastane gezdik bulamadı susaklar. Gelen karnıma bastırıyor, giden karnıma bastırıyor. En sonunda dayanamayıp "Yeter daa! Artık patlamamışsa bile patlamıştır apandist.? demişti babam. Sonra da Murat Kekili'ye bağlamıştı herif. Doktoru gebertmeden çıktık hastaneden. Ertesi gün uyanamamışım ve beni Şişli Etfal'e götürmüşler. Gözlerimi bir ara açtığımda yoğun bakımdaydım. Sonra bilinç yine gitti. Bir kez daha açtığımda yine yoğun bakımdaydım ama bedenimden 163837 tane kablo çıkmış, makinalara bağlıydı. Meğersem uyanamamışım ameliyattan sonra. Kısa bir süreliğine. Neyse o yüzden burada da korktum. Yine bana bir şey olacak dedim. 

İçeri girdik sağ ayakla. "Bismillah" lafı çıktı o iki dudağımın arasından. Yine klasik sorular. Ameliyat olayı yok ama bu sefer. Derken beni travma bölümüne alıyorlar. Demek ki gerçekten de kafamda bir sorun var. Oturmuş bekliyoruz doktoru. Ben ağrı kesici etkisinde saçmalıyorum hâla. Rengim sapsarı olmuş. Ben de farkındayım. Abi resmen hastane köşelerinde doktor beklerken öleceğim lan! Sonunda zat-ı muhterem geldi. Oyş! Seni yaratan anneye kurban olalım biz tüm kızlar! O nasıl bir göz? O nasıl bir ağız? Sen nesin? Are you disco? Are you cola? E, what are you?! Harrr! (Yazar burada ağrı kesici etkisiyle saçmaladığını izah etmekte.) Muayene etti de, etti mübarek. Et anam! Et! 

"Film çekelim sana."

"Aa? Konusu ne? Rolüm ne olacak?"

Doktor gülmemek için dudaklarını birbirine bastırıp anneme döndü. "Ne verdiler hastanede ilaç olarak?" 

Annem de zavallım saf kadın ne diyeceğini şaşırmış halde. Bir bana bakıp beni susturmaya çalışıyor bir de doktora hangi ilaç olduğunu söylüyor. İki dakika sonra bir iğne daha yaptılar bana. Üzerimdeki sarhoşluk etkisi kalktı. Artık konuştuğum kelimeler daha insanımsı. Deminki gibi aptal sarışın modunda değilim yani. Abi sarışın bile değilim! Neyin kafası bu bendeki? Bir yandan bunları düşünürken bir yandan da yürümeye çalışıyorum ki film yerine gidelim de neyim var anlayalım. Baktım sırada bir sürü kişi. İyice bunalıma girdim. Oturacak yer yok. Ayakta da duracak halim yok. Annem de hâla "Dua oku geçer." diyor. O an gözümü artık kan mı bürüdü bok mu bilemem ama acayip derecede sinirlendiğimi biliyorum. 

Bağırmaya başladım. "Yeter ulan! O kadar dua ettim kabul etti mi sanki yukarıdaki? Ölmesin diye dua ettim ama arkadaşım öldü! Ameliyat olmak istemiyorum diye ağladım günlerce ama o lanet ameliyatı olduğum için spor hayatımda adım adım ilerlerken içine sıçılmadı mı? Sıçıldı! Acı çekerken canımı alsın diye de dua ettim ama yoook! Olmaz! Neden? Çünkü benim acı çekmem herkesi mutlu ediyor başta yukarıdaki olmak üzere! YANİ ŞİMDİ KANSER OLMA OLAYIM %80 İKEN BANA GELMİŞ DUA ET DİYEMEZSİN! Sen dua et, ben çok ettim ve işe yaramadı. Yorgunum ve canım yanıyor. Ayakta kalmaya gücüm yok. Pes. Pes ediyorum." 

Kafayı bir kaldırdım herkes susmuş beni izliyor. Doktorlar bile çıkmış bana bakıyor. Hay amık! Rezil olduk iyi mi? Şimdi küfrederek kovarlar bunlar beni. Ama öyle olmadı işte. Sandalye getirip oturttular, herkes geldi nasihat verdi. Kendi hastalıklarını ve yendiklerinden bahsettiler. Çikolata da verdiler. Kısa günün kârı işte. Dido. Bacağımın filmini çekerlerken o ayakkabıyı çıkar dediler ya? İşte o an cidden ölmek istedim. Ayakkabıyı korkarak çıkartıyorum. Ayağım çok kokuyor abi desem de olmaz. Çıkardım ayakkabıyı. Havayı keskin bir peynirli ayak kokusu sardı. Benim baş yerde. 

Bir cesaret kafayı kaldırıp ekşitilmiş bir surat ekledim ama bıyıklı Türk erkeği olan röntgenci amca bana bakıp "Ne oldu kardeşim?" dedi. 

"Kokuyu almıyor musun abi?"

"Ne kokusu yahu? Ben grip oldum hiç koku falan almıyorum." 

İşte o an zihnimde yeşilçam şarkısı olan "Bütün dünya buna inansa ah bir inansa hayat bayram olsa!" yankılandı. Mutlu mutlu çektirip yakışıklı doktordan sadece 'kas ezilmesi' olduğu haberini alınca evin yolunu tuttuk. Kucağımda çikolatanın ambalajı yatağımda uyudum. O gün beni iki şey mutlu etmişti. Birincisi ahanda bu çikolata. İkincisi ise o abinin grip olması. Teşekkürler, Türkiye! 

Bugünse artık bu işe bir son vermek isteyip ayağımı kokutan tüm ayakkabıları attım çöpe. Babam da artık dayanamadı bu hâlime. Ayakkabı almaya gidiyoruz adlı skeçi oynadı resmen evde. Adam iki dakşkada kısa film çekti. 'Ben senin kız başına kokulu ayaklara sahip olmana dayanamam'dan tut, 'Ayakkabıcıyım ben, sana en iyisini alacağım'a kadar. Vallahi meğersem tüm suç ayakkabılarınmış. Ayakkabının her yeri deri olmazsa -en azından içi- o ayağı kokuturmuş. Benim tim ayakkanılar ya vinneks ya da süngerli içi. Doğal olarak ayak kokuyor. Polyester kıyafet gibi. Ter kokusu eşittir ayak kokusu. Polyester eşittir vinneks. Vay abi! Dünyada kokmamızı isteyen kötücül güçler var demek ki. 

Kalktık gittik AVM'ye. Tüm ayakkabı mağazalarını dolandık. Ulan hepsi mi boktan olur? Tam deri bulduk onu da ben giymem. O ne be? Anneannem bile giymiyor onu. Hem kıyafetlerime uymaz. Babamla en son Deichmann'a gittik. Anacım hepsi güzel ama ayağımı kokuturmuş. Ayakkabıların güzelliğinden öleceğim neredeyse. O mağazada bir saatimi harcadım. Her ayakkabıyla ayrı bir seviştim. Bir tane reyonun önünde sanki sanat galerisindeki sanat eleştirmeni edasıyla durup baktım dakikalarca. Babam baktım Gollum gibi sesler çıkarmaya başladı. Döndüm ne oluyor diye. Meğersem adama daral gelmiş ortalığı dağıtmamak adına sakin olmaya çalışıyor. Acıyıp tam dışarı çıkıyordum ki eskiden bana kafayı takmış olan bir çocukla burun buruna geldim. Beni gördüğü gibi yavşak gülümsemesini takındı. Arkamı dönüp öyle bir baba dedim ki gören de canlı canlı tecavüz ediyorlar sanacak. Hayır, biraz daha kalırsam zaten öyle olacak ama acilen babam gelmeli. Nedeni ise belli. Babam reyondan köşeye dönüp tüm sinirle bize doğru yürürken ben sırıttım, çocuk ise çamaşır suyunda bir saat bekletilmiş gibi beyazlandı. Ne oldu der gibi bakınca bu sefer ben yavşak gülümsememi takınıp "Bacağım acı da düşüyordum. O sırada bağırdım. Neyse iyiyim artık, hadi dışarıdaki ayakkabı mağazalarına bakalım." dedim ve çıktık oradan. Yüce Rabbim! Sana şükürler olsun babama at hırsızı gibi bir tip verdiğin için! Sayende her yanıma gelen sapık erkek korkuyor da yolunu değiştiriyor. Oh şükür! Babama da ayrı yazık. Çıktığımız gibi sigaraya sarıldı. Öyle bir içiyor ki sanki yıllardır sigaradan mahrum yavrucak. Yazık yazık...

En sonunda 6 tane ayakkabı aldırdım babama. 3 çift sandalet, 2 çift babet ve 1 çift spor ayakkabı. Kısmetse kuzenim kendine aldığı ayakkabıdan bana da alacak. 2 spor ayakkabı yapar bu! Eh bir de annemle beraber bana her yerde giyebileceğim bir topuklu ayakkabı alacağız. Oh değmeyin keyfime! Resmen ailemin "Keşke çocuk yapmasaydım!" demesi için yaşayan canlı bir örneğiyim. Herkesin parasını sömürüyorum, hiç demiyorum "Lazım mı?" diye. Daha ablama kıyafet aldırtacağım. Öyle kolay kurtulamazlar benden. Okul başlıyor! Herkes güzel güzel giyinirken ben çingene gibi mi giyineceğim? Allah çarpar beni be! Vallahi evde kalırım! Hocalar dersten bırakır! Okulun sınırlarında barınamam! Ülkeden kovarlar be! Hem... Herkesin annesi babası kızlarına alışveriş yapıyor! Benim neyim eksik lan?!

Ve artık sabreden derviş muradına ermiş. Bir sürü ayakkabım var ve ayağım kokmayacak! İlknur'un aldığı "Canım babama, ayak kokusu için son!" yazan boktan kreme de gerek kalmayacak. Çünkü ayaklarımın çiçek koktuğu döneme dönüş yapacağım hızla. Buna en çok da oda arkadaşlarım sevinecek. Garibanlar, ne çektiler be... 

Teşekkürler, Türkiye! Teşekkürler, bağzı iyi ayakkabıcılar! Ve teşekkürler baba! Bana bir sürü aşık olduğum ayakkabı aldığın için!  

4 Eylül 2014 Perşembe

Bizde ilik aldırmak sünnettir!

Bizim sülale de sanırım gizli tarikatlardan. Yani belki çıbıldak bedenimize bir cüppe geçirip halka oluşturmuyoruz. Ya da halkanın ortasına geçip deli gibi seks yapmıyoruz -Ki öyle bir şey olsa Türk olduğumuzdan olay kan davasına dönerdi ya neyse- ama bizim sülalede seçilmiş olan kişiler çok farklı şeyler yapıyor. O seçilmişler de ben ve İlknur! Buna kalıbımı basarım hani. 

Yaptığımız özürlülük anlarımızı geçersek hastalık konusunda hemen hemen aynıyız. Hiç unutmuyorum. Birgün böyle fazla ayrandan kafam olmuş bi' milyon! Aldım karşıma İlknur'u. Hıçkırdım "Hıçk!" diye. "Ulan kuzen! Anca beraber kanca beraber lan! Şu hayata beraber yumacağız oğlum biz bu gözleri. Yoksa amına koyarım senin bak!" diye saydırdım. 

"E kanka diyelim ki sen erkenden öldün. O zaman ne yapacağım? Kendimi mi bıçaklayayım lan?"

"Öyle yap! Yapsan n'olurdu it?! N'olurdu, ha? Amın feryadı!"

Tabi bundan sonrasını hepimiz biliyoruz. İlknur önce şaşkınca o ela gözlerini açıp ardından gülmeye başladı. Birden o gülüş yunus balıklarının çığırışlarına döndü. Sonra da sağlı sollu Allah ne verdiyse dalıp ensemden tuttu ve alnımdan öpüp "Tamam koçum! Anca beraber kanca beraber!" dedi. Keşke... Keşke normal insanlar gibi ağaç evimizde -oha kafaya bak ağaç ev nedir ya?- bu sözü normal bir şekilde verebilsek ama işin içinde küfür ve dayak olmayınca ritüel tamamlanmış gibi hissedemiyoruz işte. İçimizde bir eziklik bir burukluk kalıyor. Sanki gökte çakan şimşek kıçımızda çakacakmış gibi bir enikleşiyoruz. Yani inanın ki bunlar olmadan olmuyor. 


Zaten ne olduysa ondan sonra oldu. Bizim hatunun lenf kanseri olma olayı bende de patlak verdi. O gün öğrendiğimizde kıçımızla gülüp "Ulan anca beraber kanca beraber dedik de bu kadarına da oha doğrusu!" dedik. Hani Allah'tan ev araba isteriz de ertesi gün hiçbir bok olmaz ama hastalık dediğimizde ölüm dediğimiz yukarıdan üstümğze çuvalla boşaltıyorlar! Yukarıdan üstümüze yakışıklı erkek boşaltın! Olmaz mı? Hııı. Para da olurdu? O da mı olmaz? E bok o zaman! Hoop! Cumburlak! Kuş boku... Teşekkürler, Yüce Rabbim. Çok sağ ol. 

1 yıldır armut gibi hastanelere gidip o iğneyi kendime sokturuyorum. Ah ulan, ah! Ömrümü çürüttünüz be kan alan ablalar teyzeler! O kan öyle alınmaz böyle alınır diye bir gün o şırıngayı geçireceğim gırtlağınıza lan! Diyorum ki "Bakın benim damarlar pek oynaktır. Tam bulmadan girmeyin." Da dinleyen kim? Sokuyorlar. Çıngır çungur karıştırıyorlar. O öyle olmaz ablacım, tuz koy azcık yine karıştır! Bak hele, bak! Hele hele! Tövbestağfurullah! Ebenin donu! Ananın bıyığı! Babanın kıllı döşü! Zeus'un kıçımda patlayan şimşeği! La yeter, la! Yıllarca o iğneyi sokup dirseğimden çıkardınız da ne oldu? Elinize ne geçti arkadaşım? Nedir bu eziyet? Ne bu sadistlik? Bunlar hep bana! Bunlar hep suikast! Bunlar hep katil olayım diye! Allah evinize ateşler salsın inşallah!!!

En sonunda zurnamın zırt dediği yere geldik. İlik aldırma. En büyük kabusum. İki haftadır iş yerinde zombi gibi dolanıyorum. Şudur budur derken ilik aldırma günü geldi çattı. İlknur'a dedim gelmezsen en adi şerefsizsin ibne karı geleceksin! Sağ olsun kırmadı geldi beni. Hiç yalvarmadım gel diye. Ya da hiç her gün mesajlar atıp "Geleceksin değil mi?" diye sormadım da. Hatta ses kayıtlarında ağlamadım da. Geldi. Geldi ve daha ilk dakikadan olaylara imza attık. Biz kan aldırma sırasında bekleyip kıkır gülüyoruz. Kişniyoruz. Anırıyoruz. Arada insanların orasını burasını gösterip dalga geçiyoruz. Sırada bildiğin goygoy yapıyoruz. Derken amcanın biri bir döndü bize sinirle. Adamın ağzı yüzü titriyor. Ahan da kusacak herif! Hep de gelir beni bulur oğlum! Şimdi neler yemiştir o it. Tişörtümü de yeni almıştım. Mahvoldum ay! 

Meğersem herif bize sinirlenmiş. Neymiş sakin olalımmış. Burası hastaneymiş. Gülünmezmiş. Amına koyayım bir dahaki sefere köşeye Mardin'li ağalar gibi çömelip ağıt yakarım. Kuzenim de zılgıt çeker oldu mu amca? Bir de kuzenime kızıyormuş. Bak hele, bak! İte bak! Bak! Bak! Bak! Lan! O benim namusum! Helalim! Sen kimin kuzenine laf ediyorsun moruk? İçimdeki çingeneye seslenip çirkefliğin oha boyutunu yaşattım herkese. Daha ağzını açıp bir şey demediler. İnadına güldüm sorada. İnadına kahkaha atıım. İffetsizliğin amına koyduk hep beraber! Neymiş iğneden korktuğu için gerginmiş. Lan it! Benim birazdan kemiğimi kıracaklar. Sana giren çıkan yok, afra tafra son hızla devam ediyorsun. Git ötede öl. Zaten ahiret yoklamasında yok gözüküyorsun. Cehennem bile kabul etmez senin gibi birini la. Tipine soktuğum...

Kanı verdik. Acıktık. Dedik yemek yiyelim. İndik kantine. Kantin sırasında adamın arkasından babamın gururlanacağı şekilde küfrediyorum. Meğersem tüm sıra beni dinliyormuş. Tüm kadınlar birden birlik olup adama sövüyoruz. Adamın eşgalini çiz deseler çizip vereceğim. Alacağız emaneti adamı oracıkta geberteceğiz. O kadar sinir yüklüyüz hepimiz. Burnumuzdan duman çıkıyor. O halde salsalar bizi bildiğin Assasin Warrior olacağız. Geleni geçeni şişleyip mıhlamak boynumuz borcu olmuş, haraç almazsak rejonumuz çizilecek. Beş dakikada aşiret oluşturdum hastanede. Bu yüzden fazla insan içinde sinirlerimi belli etmemeye çalışıyorum ya zaten. Hadi oturduk bahçede tıkınıyoruz. Bir tane kadın geldi. Oturdu. Kadın bir konuşuyor. Aman! Bir an şüphelendik. Bu kadın hiç mi konuşmadı acaba diye. Ya da hani bu enerjiyi nereden buluyor. Konuştu. Konuştu. Konuştu. Bir an sonra kulaklarım duymaz oldu. Oturduğum yerde sallanıyorum. Her kelimenin ardından tıkınıyor. Çantasından neler çıkmadı ki! Korktum düdüklü tenceresini de getirdi diye. Yemek getirmiş, ayran getirmiş, su, elma, kazandibi, salata... Gözümüzün önünde dünyaları yedi yine de doymadı kahpe. Lan az da bize ver. Acıktırdın it! Bir de sormadığım halde tüm hayatını anlattı. İlknur'la ölüyoruz bakışı attık. Bana mısın demedi ya la! Sonunda Allah'tan ümidimizi kestiğimiz bir an kalktı "Ben gidiyorum kızlar. Allah'a emanet olun." dedi. Nasıl el sallıyoruz arkasından. Ben bu kadını atlattıysam sağ salim, kesin ilik alma olayını da atlatırım. Beynimdeki iliği çekti aldı. Onu bile yemiştir bu. Beklerim. Ne yedin be teyze... Doymadın lan. Yedin de, yedin. Bir an masayla beraber bizi de yiyecek sandık, korktuk.

Çıktık yine polikliniğe. Bir baktım sıra bana gelmiş. Zaten ondan önce de ilik aldıran kişiler ıyardı beni karnın doymuş olsun diye. Normalde yemediğim kadar yedim. Herif kusup bayılmış abi! Ne yapsaydım? Ben de onun gibi rezil mi olsaydım. Keçi sakallı bıyığı ağzından fırlamış asistan doktor adımı seslendi. Korkudan iki damla kaçtı, kaçacak. İçimden tüm duaları okuyorum. Annem zaten hatim indirdi biliyorum. Saatlerdir dua okuyor. Kuranı Kerim'i zihnine kazıdı mı, ne yaptı? Anneme bir soru soruyorum verdiği cevap "Euzibillahii minnillahiii!" oluyor. He anne, he! Euzi meuzi! El fatiha! Ihtinesıratal müstakim! He canikom! Sana da he! 

Aldılar beni odaya. Üç kişi. Anacım bunlar ben sedyeye yatırıp başka şeyler yapacak bence. Organımı mı alacaklar ki? Oğlum! Öldürürüm sizi! Onlar benim organım. Vermem. İliğimi zar zor veriyorum zaten. Doktor uzanıp popomu açmamı söyleyin ufaktan kıllandım. Baktım perdenin ötesinde İlknur var. Heh şimdi kurtuldum! Bana bir şey olsa İlknur odaya dalar Hulk gibi herkesi sıraya dizip si... Neyse! Öcü gibi göstermeyelim kızı. İğneyi yaptılar. Etim uyuştu. Tecavüz etseler hissetmem herhalde. O kadar uyuştum. Ya da kaçmamız gerekse öyle sedyede kıçı açık uzanmaya devam edeceğim. İşte Allah'ın sopası yok. Kime ne ettiysem beni bu hallere düşürdü, Ya Rab! Kadın burguyla girdi belime. Yemin ederim ki gözümün önünde şimşekler patladı, yıldızları gördüm, tüneli ve ışığı gördüm! Ama kimse el sallamadı bana. Ona ayrı bir kırıldım... Kadın kemiğimi kırıp delmeye çalışıyor, olmuyor. Ben artık duvara kafa atıyorum acıdan. Sedyeyi parçaladım, süngeri fırladı dışarı. Yırttım sedyenin derisini. Orada resmen olmayan çocuğumu doğurdum kadın hâlâ giremedi kemiğin içine. Bir ara "Çekil eşekoğlu inek! Çekil de kuzenim alsın!" diyecektim. Hatta "İlknur yetiş bana çakıyorlar!" diye bağıracaktım ki İlknur olsun, yeşil devimiz "Hulk" ama işte belime bir şey saplıyken yemedi. En sonunda o kemiğe girdi ben de duvara girdim. O kemiği kırıp deldi, ben de duvarı deldim. En sonunda bir çığlık atmışım ki of anacım! Tam Oscarlık. Birden bu çektiğim acının hayatımın her noktasında her daim olduğunu hatırladım. Yorulduğumu hissettim. O an Allah canımı alsa öyle mutlu olurdum ki... Genç yaşımda bir tek tecavüze uğramadığım kaldı. İnsanın 21 yaşında olup da bu kadar dert yaşaması inanın ki akıl kârı değil. Geçecek, geçecek de ne zaman geçecek? Ben öldüğümde mi? Sinirden ağlamaya başladım hıçkıra hıçkıra. Saçımı okşadılar. Acıdılar yani bana. Daha da sinir oldum. Daha da ağladım. 

En sonunda bittiği için İlknur'a seslendim. Ayakkabılarımı giydirip aldı beni kollarına, çıktık. Annem koştu. Sarıldı. Baktım annem babam ağlıyor. Aman Seher tut kendini. Ağlama onların yanında. Ama hain gözyaşlarım durmadı. Aktı da aktı. Çok şükür ki İlknur vardı beni güldüren. "Tamam lan ağlama. Vialand'e götüreceğim seni." Dedi. Gülmeye başladım. İşte anahtar kelime bu. Vialand. Benim şu ağızdan çıkma bıyıklı doktor demiş ki "Vallahi kızınız pek bir güçlü çıktı. Herkes bayılırken o tuttu kendini." Ulan davaroğlu davar! Ne dayanması? Duvarı çatlattım! Sedyeyi parçaladım. Çarşafınızı yırttım. Bıraksanız sizi de öldürecektim. Sen gelmiş dayandı diyorsun. Ben sana dayanmak nedir gösterirdim ama dua et ki bacağımı kullanamıyorum. İt oğlu! Köpoğlu! Şu bıyıkları kes ya... İlknur söyle şuna kessin. Çok korkuyorum konuşurken bıyıkları fırlayıp suratıma yapışacak diye. Of annecim! 

Kötürüm gibi yürüye yürüye İlknur'a yüklene yüklene bindik taksiye gittik eve. O gün kaldı benimle. Sonra gitti. Uyudum, uyandım. O burguyla beynimi delen kabuslardan tut bıyıklı insanların beni kovalamasına kadar absürd rüyalar gördüm. Meğersem ateşim var 40 küsür. Ben orada ateş içinde yanıyorum benim mal ebeveynlerim beni örtüyor, ulan açsanıza üstümü! Neyse ki aklı selim tek aile ferdim olan ablam geldi. Bana poşetlerce çikolata ve abur cubur almış. Normalde takla atarım sevinçten ama verdiğim tek tepki inleme olunca ablam anladı bir terslik. Gözlerime sanki domuz oturmuş açamıyorum da. Ablamın minik elini alnımda hissedince kendine has çığırmasıyla mutfağa koştu. Bir geldi ellerinde bezler. Islak bezleri her yerime koydu. Mumyaladı beni resmen. Ateşim düştükçe ağrım azaldı. Biraz daha düzeldim gibi. Tabi ki selfie çekilip koydum facebook'a. O olmadan olmuyor. Sonra götüm başım patlarsa sebebi selfie'sizlikten olur. Ama koyunca da patlıyormuş demek ki. Koymaz olaydım. Gelen giden aradı. Mesaj attı. Bol küfür etti. Neden haber vermemişim. Haber versem ne olacak ki? Geçmiş olsun bizi haberdar et diyecekler hep. Boşu boşuna endişe edecekler. Tabi Mustafa sağ olsun arayıp ağzıma ayrı bir sıçtı. Bir de tehdit etti. Beni bulurmuş nerede olursam olayım. Hayır, Mustafa'dan da korkuyorum. Çocuk bana bir koysa tokadı Mars'a uçarım son sürat. Yıldız kaydı sanıp dilek tutar millet, bilmezler ki ben kaydım Mars'a... 

Şimdi ben işin acısında ağrısında değilim. Benim iliğim Almanya'ya gitti lan! Ben gidemedim, iliğim gitti. O kadar yalvardım o ilik bensiz yapamaz diye! Orada yabancılık çeker. Bilmediği ülke. Benden ilk kez ayrılıyor. Beni de götürün ben sonra dönerim zaten! Ona orada sahip çıkamazlar! ÇOCUĞUMU VERİN BANA!