Allah'ın bana verdiği marjinal insan çok uzaktan kuzenim. O kadar uzak ki anlatırken iki üç kere soluklanıp devam ediyorum anlatmaya. Bacak boyuna kurban olduğum! Hayır bir de İlknur'la tanışalı daha 1,5 yıl oldu ama kendimi onun yıllardır nikâhlı karısı gibi hissediyorum. Abartmıyorum. Hatun resmen benden hoşlananları tehdit ediyor. "Kuzenimi üzersen bu tipi unutma. Çünkü, bu tip senin ölürken göreceğin son tip olacak."
Hiç unutmuyorum bu Şabanla tanıştığım ilk günü. 28 Mart 2013. Aşkım deyip bağrıma bastım. O da bebeğim deyip kucağına aldı beni. Evet, aldı. İlk karşılaşmamızda bile belliydi ne kadar sıkı fıkı olacağımız. Neyse 28 Mart demiştim. Hafızam çok kuvvetli. Hatta doğum günü de 3 Ekim. 12 Ekim değil yani. Bunu neden unutmadım çünkü bugün dışarıda yemek yerkene yanında duran çatalla gözlerime yeni bir hava katacaktı doğum günüsünü 12 Ekim dedim diye. Hatta burnundan duman çıktı. Bir ara gözlerinin beyazı çok fena göründü. Yüzüme doğru yaklaştı. Korktum. Ter kıçıma indi ensemden yemin ederim ki. Açtım baktım face'den. Yok şaka yaptım olayına vurup gevşek gevşek "3 Ekim yaa!" dedim.
İlk yemeğe çıktığımız zaman KFC'ye gittik. Nasıl yalvarıyorum buna tavuk diye. Gören çocuğumu taşı diyorum sanacak. Ayaklarına kapanacağım neredeyse. Kaşlarımı çatıyorum böyle küçük emrah gibi. En son artık "Tavuk yemezsek seks yüzü görme, it!" dedim. Tokadı bir geçirmiş. Üç kere kendi etrafımda daire çizdim. Demek ki korkulu rüyası bu. Ablamın kredi kartını ziftledik. Aldık tepsileri her şeyimizi. Ben İlknur'un ve kendi eşyalarımı taşırken o da tepsileri taşırıyor. Eşyaları indirip arkamı döndüm. Ana! Tepside bir boşluk. İçeceklerden bir tanesi yok! Vay anasını babasını! İlknur'a panikle soruyorum içeceklerden birisi yok nerede diye. Ama yok arkadaş. Kız açmış ağzını on metre gülüyor.
"Niye gülüyorsun geri zekalı? İçecek yok diyorum."
Hâlâ gülüyor.
"Benim bu akrabalarımda genetik mi absürt gülmek? Ebenin şeyi lan! Ben içecek isteyeyim." dememle kolumdan tutup anırarak gülmeye devam etti ve parmağıyla yerde içini dışına boşaltmış olan sarı kolamı gördüm. Şu laf da annemden bana miras kaldı. Her neyse. Vay abi! Ben onu ne zaman düşürdüm nerede düşürdüm nasıl düşürdüm bilmiyorum ama İlknur'un sonradan anlattığına göre çantayla depar atmışım tepsiye doğru. Eyvallah olsundu o zaman.
Allah İlknur'a boy pos vermiş. Kız benden 1 yaş ufak olmasına rağmen benim büyüğüm gibi görünüyor. Ve hatta sürekli dışarıda el ele tutuşuyoruz. Neden bilmiyorum. Belki yalnızlıktan. Geçende düşündük. Ulan acaba biz el ele tutuştuğumuz için mi erkekler masamıza gelmiyor diye. Sonra Mecidiyeköy'deyken el ele tutuşmadık. Normal yürüdük. Kimse dönüp bakmadı. Ha ama dur! Şu ağzında diş olmayan amca baktı gözlerini şaşılaştırarak. Hakkını yemeyelim şimdi. Amına koduğum kelaynağı!
Mecidiyeköy'de kahvaltı etmeye gittik Aslı Börek'e her zamanki gibi. Hani derler ya su küçüğün söz büyüğün diye? Ben o sözün anasını ağlatarak bir ilke daha imza attım. Hem ben yiyorum hem ben konuşuyorum. Çok konuştuğumda genelde ağzıma yumurta ve peynir verse de canım kuzenim, asla susturamıyor beni. Ağzım doluyken de anlatacağım illa. Hırs yaptım mübarek. O olayı anlatacağım! En sonunda tokadın Allah'ını attı bana. Eli zaten kafam kadar. Sağ beyin lobumla sol beyin lobum yer değiştirdi. Ağzımdaki domates yan masadaki amcanın tabağına fırladı neredeyse. Yanağımı ejderha sikmiş gibi yanıyor mübarek! Alt dudağım titrerkene geldi sarıldı. Bana sus payı olarak kendi yumurtasını ve portakal suyunu verince bu olayı kapadık.
Cevahir'e gidip oyun salonunu gördük. Sırtımızda çantalar son gaz koşuyoruz. Keriz gibi oyun salonunun etrafında bir tur attık giriş nereden diye. Altı üstü önümüzdeki merdivenlerde inecekmişiz. Bir ara balyozla betonu delip öyle girecektik oyun salonuna. Adrenaline bindik koşa koşa. Beni aşağı indirene kadar çığlık attım. Bir dahaki çığlık filminde beni oynatacaklarmış diye bir duyum aldım ama yalan haberdir. İlknur'un ağzıma dipçikle vurmasını bekledim ama bana bakıp anırmakla meşguldü. Millet korkuluklara dayanmış bizi izleyip gülüyor. Vay sıkı Posedion'un kıçı! Şöhret peşimizi bırakmıyor.
Bir keresinde bununla sinemada nachos yedik peynir soslu. Artık bu it nasıl bir beddua ettiyse peynir sosuna oturmuşum. Tüm gün kıçımda peynir sosu ve kokusuyla dolandım. Çocuğun biri dibimde durup yanındakine "Ayak kokusu geliyor, abi!" dediğinde hızlı adımlarla orayı terk ettim. Hadi bu yine iyi. Ya Marmara Forum'daki tahtıravalli faciasına ne demeli? Orası çocuklar için yapılmış. Biz nereden bilelim? İçimizdeki ölmeyen çocuğu doyuralım diye ilk kez park gören köylüler gibi saldııyoruz. Hiç düşünmüyoruz yaşımız olmuş 20 ve yaşıtlarımız ikinci çocuğa hamileyken o kadar yakışıklı erkek içinde salak gibi kaydıraktan kayınca kısmet ayağımıza nah gelir tam tersine arkasına bakmadan kaçar. En son çocuğun tekini ensesinden yakaladık. Bir lira karşılığı bizi şu dönmeli şeyde döndürecek. Çocuk gibi anırıp "Daha hızla ulaaan!" diye bağırıyoruz. Allah bizi kahretsin! Allah bizim belamızı versin! Lan iki dirhem bir çekirdek dediğimiz hatta bakarken salyalarımın akacağı çocuklar önünde güvenliklerden kaçtık. Avm çıkışına kadar kovaladı piçler. Alacağınız olsun. Daha salıncağa binmemiştik. Ona binseydik de öyle kovalasaydınız! Gücünüz bir bize...
Benden hoşlanan bir çocuk vardı. Tabi şimdi benim biricik sırdaşımdır kendileri. İlknur bunun gözünü nasıl korkutmuşsa çocukcağız bunu görünce saygıda kusur etmiyor. Bir tanesini de ölümle tehdit etmişti. Dedesine çekmiş hatun. O da böyleymiş. Korkarmış herkes ondan. Bazen diyorum İlknur erkek olsaydı ne olurdu diye? Kesin beni her gün dövüp sonra da öper ve fotoğraftaki arkadaşımın sevgilisi var mı yok mu diye sorardı. Ama şu an olduğu gibi ben hep onun biriciği olurdum. Üstüne üstlük peşime adam takar ve o taktığı adama aşık olurdum. Sonra o adama aşık oldum diye adamın kulağını keser bana yollardı it!
Bugün de moral bozukluğuyla kendimi yollara attım. Nereye yürüdüğümü bilmiyorum ama kendimi cami önünde bulunca bir gözlerimi kıstım. Ulan dedim içimden, bu bana bir işaret falan mı? Sonra İlknur'a mesaj attım. Anında geldi. Bir de demirliklerin üstünden atlıyor kamil. Pantolonunu yırtsaydı kendimi banktan yere atıp sıça sıça gülerdim. Ama o ustaca atlayıp banka, yanıma attı kendini. Direk sarıldı. İki üç sümüğümü sürdüm tişörtüne. Ağladım. Zırladım. İçimi döktüm. "Yoruldum," dedim. "Yoruldum İlknur. Hiçbir şey düzgün gitmiyor. Kendimi kandırıyorum düzelecek diye ama düzelmiyor. Hep daha beteri oluyor. Ben ayakta durdukça daha da yük biniyor sırtıma. Ya karşıma benim etimden sütümden faydalanmak isteyenler çıkıyor ya da bana çarşaf giydirmek isteyen. Hastane olayı desen muamma. Kanser miyim değil miyim bir karar versinler. Talat beyfendisi de 40 vermiş bana. İnsaf amına koyayım. İnsaf. O kadar yazdım lan ben! Ay memem taş gibi oldu bak yine! Öf! Acıktım mı ne? Konuşmak yordu beni. Künefe yesek mi la?"
Abi kız o kadar konuşmanın içinde taka taka benden faydalanmak isteyen erkek olayına takıldı. O kadar onu övdüm o kadar kanser dedim o kadar not dedim künefe dedim ama yok! Saydı sövdü. En son elimden tutup beni doyurmaya götürdü. Masada oturan adamları kaldırdık sigara içecek diye. Bir de oruçlu olmadığımız halde bulunduğumuz ortama uyup oruçluymuş gibi ezanı bekledik. İt gibi sırıtıp suyu içtik. Bir de tam imansız modunda olup "Allah kabul etsin. Din kardeşim benim!" dedik. Oooh! Bizden âlâ kafiri siz kerhane bulursunuz bebeler!
Bir ara yemek yerken Teen Wolf'tan bahsettik. O kadar ağlamışım ki demek ki ağlarken beynim de akmış olacak. Kurt adama kurt vampiri dedim. Künefedeki kaşar ya boğazıma yapışır da ölürsem dedim. Kaşar diyemedim de Allah bilir ne dedim. Caminin ışıklandırmalarına şaşı şaşı baktım. İlknur'a kalemle bileğimi doğrama maceramı anlattım. Domateslerin mayıştığını belirttim. Bulgurun iğrenç olduğunu söyledim. Ama bunların hiçbiri İlknur"un kediye acı biber vermesi kadar saçma olamazdı. Atomlarıma parçalanarak güldüm. O kadar çok güldüm ki ağzıma pide tıktı susayım diye. Ağzım açık öyle pideyi göstere göstere güldüm. İğrençliğin oha boyutu!
En sonunda eve gelip tarzana bağladık. Tam gidecekken kapıda dayımı görmesiyle kapıyı suratına kapatması bir oldu. Dememiştim sanırsam. İlknur'un akraba olarak kabul ettiği tek kişiyim. Ve benim de akraba olarak kabul ettiğim yegane insan. Pembe pantolonlu erkeği geri çevirip Fransa'ya gittiğini öğrendiğinde bana Whatsapp'tan ses kaydıyla böğüren insan! Gülüşüme kahkaha atıp sen gülme diyen insan. Ben mutlu olayım diye iş yerinden koşa koşa gelip ağlamamı dinleyen tek insan. Parasını deli gibi bana harcayıp eksiklerimi tamamlayan ve ben sıkıntı çekmeyeyim diye ilaç parasını bana yollayan insan. Bu insan var ya? Kansermişim dediğimde gülüp "Kulübe hoş geldin, aşkım." diyen tek insan. Ve beni kandırmayıp tedavi boyunca neler çekeceğimi anlatan tek insan. Bana kardeşlik nedir diye sorarsanız size İlknur'u anlatırım. O benim ruh öküzüm. Aynı şeyleri düşünüp aynı anda aynı şeyi söylediğim kişidir kendileri. Aynı erkeği beğenip aynı şeylerini beğenmediğimiz de oluyor hep. İnsanlar bizim için ikiz diyorlar. Çünkü... Çünküsünü bizi bir arada gördüğünüzde anlarsınız canikomlar.
O zaman ne diyoruz? Amına koyayım senin sinek. Tüm bacaklarımı ısırdı ibne!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder