22 Haziran 2016 Çarşamba

Ütopik olmayan duygular günceli

Hayatta öğreneceğin şeylerin fragmanı üniversitede verilir. Mesela alttan almayı çok güzel öğrendim. Öyle ki her şeyi alttan alıyorum. Derslerim dahil. Aşkın olmadığını, hayır varsa bile olmaması gerektiğini de öğrendim. Aşık olmadan bu kanıya varmamın sebebi de geceleri kafayı çekip bana aşk acılarını anlatan arkadaşlarım yüzündendir. Ne illet bir şeymiş bu sevmek ve aşk ya! Dalyan gibi olan, suyu sıkıp kayalıklar çıkaran ve Yarasa Adam karizmasına sahip olan biricik arkadaşlarım şu anda Hindistan guruları gibi dolanıyor etrafta. La bu kızlar size ne etti, diye bir soru yöneltirseniz alacağınız üç cevap vardır. Küçük Emrah'ı tahtından indirecek şekilde bir bakış, dertli büyük bir iç çekiş ve "Ağzıma sıçtı be birader." cümlesi. Bakın bu soruyu kızlara sorsanız 3 saatiniz, cebinizdeki 50 liranız -çünkü siparişler pasta ve Mocha şeklinde olacak- ve ruhunuzun şefkatli kısmı çalınacak. Ben hep şeyi düşünmüşümdür, bu aşk acısı çekenleri bir araya getirip izdivaç yapsak tüm sorunlar çözülecek. Herkes herkese merhem olsun. 

Şahsen ben aşk acısı çeksem gider kebapçıda en acı yemekleri söylerdim, dişimi kırardım veya yeni baştan apandist nakli yaptırıp patlattırırdım. Aşk acısı da neymiş demek için bunları yapardım. Hiçbir zaman acı çekince köşede oturup depreyona giren biri olmadım. Aksine acımasız ve gaddar olup insanlara acı çektirdim. Çünkü, kimsenin benden değerli olmadığını zor yollardan öğrendim. Hayatın kitaplardaki gibi olmadığını da yaklaşık 1 aydır farkındayım. En büyük acım bu oldu. Şimdi kitap okurken içimde bir memnuniyetsizlikle okuyorum. Jazz kültürüne yöneldim. Orada bile aşktı, böcüktü, vay efendim mıç mıç sevgiydi var. Aşk dediğiniz şey sadece ve sadece alışkanlıkla beraber arzudan ibaret.

Mesela bugün Eskişehir'de geziyorum en yakın arkadaşım olan Kübra'yla. Girdim bir kafeye. Tabi o kafeye girmek için Kübra'yı baya dolandırdım. Bana güzel enerji vermeyen hiçbir kafede oturamıyorum. Güzel bir atmosferi olan ve her türde insanın takıldığı bir kafe. All freed diye bir yer. Çocuklarıyla gelen aileler mi dersiniz, Arizona kertenkeleleri mi dersiniz, tek tabancalar mı dersiniz, minnoş kız grubu mu dersiniz, yoksa beddualarımı alan çiftler mi dersiniz? Hepsi de orada mevcut. Birer tutam alıp fırlatmışlar sanki. Neyse, baktım ortam iyi, girelim dedik. Oturduk Kübra ile Gıybet Sohbetleri programı yapıyoruz kendi aramızda. Derken gözüme bir çif takıldı. Ulan kızın göbeğine kimlik çıkartmayı önermiş devlet ama kız göbeği açık bir elbise giymiş. Tamam giysin de bize bakışını hiç hoş bulmadım. Normalde kimseyi yargılamam ama biri kıza göbeğinin bana "Merhaba" dediğini söylemeliydi. Derken karşısındaki çocuğa baktım. Gayet sıradan biri işte. Eli kolu olan ve konuşan bir insan. Belki tek farkı kıvırcık saçlı olmasıydı. Ki bunu bile ilerleyen zamanlarda kaybetti gözümde. Ulan kız bir şeyler anlatırken bu yavşak kızın memelerine cevap veriyor. İçimden, acaba memeleri de mi konuşuyor, dedim. Şimdi bu mudur aşk? Yapmayın kızlar. Aşk yoktur. Sen bir erkeğe gidip, "Seks yok, yiyişmek yok, 2 seneye kalmadan evleniyoruz ve kesinlikle beni çok sevip köpeğim olacaksın." dersen o adam sana bakıp bir şey demeden kalkar gider. Yani inşallah öyle yapar. Daha kötülerini de gördüm de diyorum. Erkeğin aşkı nikah masasına kadardır. En kötü daha iyi memeli bir kadını görene kadardır. Hepsinin derdi tasası seks, rahat yaşam, eğlence. Çocuk gibiler anacım, çocuk!

Şimdi erkekleri çok yerdim, biraz da kadınları yereyim. Bakın abicim, kadınlar dünyanın en şeytan ama aynı zamanda en saf insanlarıdır. Kandırmak çok kolaydır çünkü onlar doğar doğmaz "Mutlu aşk" tablosunu zihninde kodlayarak gelmiştir dünyaya. Evcilik oynarken bile kendilerini belli ederler. "Ayy, kızım bak baban geldi. Hadi babana bir öpücük ver. Tamam sen çok öptün yelloz! Biraz da bana bırak! Ya Mertcaaaan! Kızının dili çok uzadı ve şımardı, ühü. Bana o sevdiğim sınırlı sayıda üretilmiş çantayı da almadın zaten. BU GECE KOLTUKTA UYUYORSUN, HAYVAN HERİF?! Hadi öpüşelim, ehe." Ya abi siz manyak mısınız? Erkekleri daha çocukken korkutup evliliğe soğutuyorsunuz. Hiç unutmuyorum bir gün kız arkadaşımla evcilik oynuyordum. Koca olan bendim. Anacım yemediğim trip kalmadı. Yıldım ben, yıldım. Erkekler nasıl yılmasın? Sonra bu concon kızlar büyüyor, serpiliyorlar ve ilk erkekleri kamdırmaca olayına giriyor. Ölümüne makyaj! Kızın makyaj zulasıyla ben Son Akşam Yemeği tablosunu yeniden yapar, kalanıyla odamı boyarım. Ondan sonra erkekler kanıyor güzel diye. Ben de yapıyorum ama en azından makyajsız çıkınca hiç de sorun yaşamıyorum. Neyse, bu kızlar para pul ve dış görünüş hastası oluyor. Neymiş baklavalı olsunmuş, geniş omuzlu olsunmuş, yakışıklı olsunmuş, gözleri renkli olsunmuş, gülüşü güzel olsunmuş. Peki, sen ıslak mendil aşamasından sonra nasılsın ablacım, diye sorarlar yani. Ya kızlar, iyi kalpli erkeklerimizin ağzına sıçıp bizim gibi suçu günahı olmayan hemcinslerinize niye yolluyorsunuz? Sonra bizim ağzımıza sıçıyorlar. Ardından biz sıçıyoruz. Böyle iğrenç bir kısır döngü oluyor. İlletsiniz, illet! 

En güzeli ben küçüklük hayalim olan bir yıldızın içinde yaşama arzumu gerçekleştireyim de kurtulayım bu iki cinsten de. Üniversiteye geldim geleli bitmiyor ülkedeki yaprak dökümü havası. Kız gitmiş çocukla ve arkadaşlarıyla tek tek yatmış ve karşıma geçip "Çok şey mi istiyorum yaaa? Ühü! Biraz mutluluk!" diyor. Ulan orospu! Sen kaç kızın rıskını yedin bitirdin. Daha ne istiyorsun? Her baldan parmak çalmış bir de arı kovanını istiyor. O arılar seni sokar, bebişim. Çok da şey yapma bence. Sadece bu da değil. Erkekler de gelmiş diyor ki "Sadık ve helal süt emmiş kız bulmak zor." Pezevenk! Sen mükemmeldin de o yüzden mi gidip kızı en yakın arkadaşıyla aldatıp bir de üstüne kızın her şeyini çalarak bıraktın? Senin ağzınla götünü yer değiştiririm! Bıktım sizin iğrenç ve saçma ilişkilerinizden. Ben ilk çağlara dönmek istiyorum. O zamanlarda herkes salaktı. Bilmediğin şey seni mutlu eder. Cahillik, en güzel mutluluktur. Ama şu devirde cahil kalamıyorum, dostlar. Kısacası, her şeyden soğumuş haldeyim. Kitaplarda aşk görünce baygın baygın bakıyorum artık. 

Üniversitede dostluklar da çok efsanedir. Kardeşim diyorsun ya yatakta seninle anadan üryan ya da düşman saflarında. E hani ölümüne kankaydık? Hani bizi kimse ayıramazdı? N'oldu? Ben söyleyeyim n'olduğunu sizlere. Bencillik, menfaat ve nankörlük adı altında olan şeytan üçgeni dediğimiz şey oldu. Ya gitti sevgili yaptı, kıç döndü. Ya senden daha süper dost buldu, ki genelde onlar da kavga edip küser. Ya da senden alacağını aldı. En kötüsü de sonuncusu he. İnsan kendini günlük ped gibi hissediyor. Hani şu kullanılıp atılan restorant ıslak mendilleri var ya? Heh, işte o oluyor insan. Karma sizi de görüyor, şekerler. Sıra size de gelecek. 

Son olarak bir de şey vardır. İş hayatına giriş 101. Oy, yarabbi! Ben hem okuyup hem çalışmanın bu kadar zor olduğunu bilseydim aklım erdiği gibi kendimi balkondan aşağı atardım. Böyle hayat mı olur? 12 saate 25 liraya çalıştım. Üstelik bel kemiği bendim. Okula gidemedim. Derslerim girdi bana. Sonra iş değiştirdim, gidip garsonluk yaptım. Sürekli kayıp düştüm, müşterilerin iğrenç tavırlarını çektim ve beni tavlamaya çalışan aptalların bıraktığı çamurlu ayak izlerini 2 saat boyunca paspasla sildim. Hadi orayı da bıraktım. Gittim maçları yayınladım dev ekranda. La zaten 4 saatimi çaldılar günde. Saygıda kusur etmedim. Aile gibi olmaya çalıştım. Bana gelip "Daha fazla bize zaman ayırmanı istiyoruz." dediler. Ben bilmeden hepsiyle evlendim de trip mi yiyorum diye düşünmedim değil. Şaka gibi 88 lira verdiler. 88 lira nedir ya? Gözyaşlarıma hakim olamıyorum gülmekten hâlâ. Bunları geçtim, rekabet vardı ya garsonlukta. "Hayır, en fazla çayı ben götüreceğim." Al ebenin amına kadar götür ama düş yakamdan! Ya lanet olsun benim çalışacağım iş yerinde kadın olmasın ya. Katlanamıyorum, bir ara bardak yiyecektim sinirimden. 

En güzeli küçük bir bağ evine yerleşip kitabını yazmak ve ektiğin ekinleri biçerek afiyetle yemek. Yalnızlığı seviyorum ben. Hiç olmazsa kimse kalbimi kırmıyor, canımı yakmıyor, benden bir şeyler çalmıyor ve hayalkırıklığına uğratmıyor. Ben domates ekmeye gidiyorum. Köpek alırım bir tanecik. O bana sadık kalır. Çok sever beni. Her şeyden korumaya çalışır. Geceleri de benimle uyur. Hem çok da minnoşlar. Ama önce bağ evi için böbreğimi satmam lazım. Ben en iyisi bi' mafyacıklarla konuşayım. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder