23 Ocak 2016 Cumartesi

Kod adı: Kardeşlik

Arkadaşlar şöyle bir düşünün. Şu hayatta en çok ulaşım konusunda çekiyoruz, değil mi? Evet! Mesela ben dün Maltepe'den Mecidiyeköy'e gitmek için metro ve metrobüs yaptım. Uzunçayır'da 34AS'yi beklerken hissettiğim olağanüstü gerginliğe kulak vermeliydim. Havada resmen leketeiklenme vardı. Herkesin gözünde karanlık bir ışık vardı. Bilemedim o hissi. Anlayamadım... Hata ettim! Onun yerine de mallığımı tercih ettim. İlk gelen seferde amcanın teki içinde 18'lik kıtırı hatırlatırcasına bana bir dirsek attı. Nefesim kesildi. Amca sen ne yedin? Ne yedin de bu öküzvari güce ulaştın?! Sabır çekip kenara çekildim. Binemedim. İkincisi seferde kafama metrobüsün kapısı çarptı çünkü arkamdaki abla beni laaaps diye öne fırlattı. Kapıdan yere doğru ses çıkartarak indim. Soluklanıp üçüncü seferi beklerken aklıma Ahmet geldi. Yani kod adı kardeşlik olan. Şimdi o olsaydı saatini ve gözlüğünü çıkarıp kollarını sıvardı. Kadın erkek fark etmeden kasap gibi biçer, benim o sefere binmemi sağlardı. Ama işte o Edirne'deydi, ben ise İstanbul'da dayak yiyordum. 

En son bir tane amcayla gözgöze geldik. Adam kapının ardından bana gelme dercesine kaş göz yaptı. Açıkçası onu yapmasaydı bile binmezdim çünkü sevgili amcamız pek bir fantezik şekilde kapıya kollarını koyarak dayanmış haldeydi. İçimden sessizce dua ettim o savaşçı amca için. Allah seni kapıya dayandıracak şekilde bindirmesin bu araçlara amcacım. Allah sana sabır ihsan eylesin. Amin! 

Artık en sonunda içimdeki canavar uyanmaya başladı. Ortamın gerginliğini içimde özümseyip başkalaşım geçirdim. Bu seferki gelen araça binecektim. Ben binmeyeceksem kimse binmeyecektim. "Hadi," dedim içimden. "Sen pandasın. Ya tatlılığınla bineceksin ya da oyunculuğunla!" Otobüs önümde durdu. Kapı yavaşça açıldı. Arkadaki hareketlenmeyi hissedince diyaframdan nefes alıp bağırdım. "Yeter ulan! İlk ben bineceğim. Sabahtan beri yemediğim dayak kalmadı." Sesimi ufaktan bir titrettim. "Vallahi bedenim acıyor yediğim dirseklerden." 

Şoför şöyle bir halime baktı. Omzumdan sallanan ölmüş çantam, üzerine sürekli basıldığı için kirlenen botlarım, dağılmış saçlarım ve ağlamaklı suratım. Öyle bir acıdı ki direk bindim otobüse. Yolcular da halime acıyınca bir tane adam kalkıp bana yer verdi. Oyuncu halimi kesmeden yılların kadını Bergen modunda teşekkür ettim. Yanımda teyze bana su uzattı. Annesinin kucağında oturan kız benimle püskevitini paylaştı. Bakın abartmıyorum. İlk defa vahşet saatine denk geldim. Meğersem iş çıkışı saatiymiş. Ben nereden bileyim? Edirne'de yaşıyorum. İstanbul'da da bir yere gideceksem kolay ulaşımları tercih ediyorum. Allah'ın belası Mecidiyeköy'e gelince oh çekip indim. 

Düşündüm. Edirne'de ne zaman ulaşım zorluğu çektim? Hiçbir zaman. Ahmet bir yere gideceksem hep arabasıyla gelip beni yurttan alırdı. Kardeşlik bekle geliyorum derdi. Yemin ederim annesi bunu Kadir gecesinde falan doğurmuş. Çocuğun içindeki iyilik mantar gibi sporla çoğalıyor. Ne kadar kötülük yaşasa da inatla iyi ve yardımsever. Hani böyle filmlerde olur da inanmaz ya kimse? Heh işte! Bizim Ahmet tam öyle bir tip. Bir de tam bir Trakyalı. H'ler yok, hızlı konuşunca insan iyice tercüman arıyor. İlk tanıştığımızda ben onu doktor sanmıştım. Allah saçlarından alıp kalbine vermiş resmen. Kalbine ve zekasına. Çocuk hem zeki, hem mütevazı, hem iyi, hem de safçuk. Kendisi makine mühendisliği bölümünde derecede olmakla beraber şirket açıyor. Kendi çocuğummuş gibi fotoğrafını gösterip kız bulmaya başlamaktan korkuyorum. O kadar benimsedim safımı. 

Ahmet'in anne babası da çok şeker insanlar.  Güleryüzünü ve tatlılığını babasından, zekasını ve yetenekli oluşunu da annesinden almış. Annesi bir tatlılar bir yemekler yapıyor ki of anam! Geçen geldiler Edirne'ye. Hemen kalkıp tanışmaya gittim Kahve Zamanı'na. Kadın bana tatlılar yemekler getirmiş lan! Daha ne olsun? Üstüne bir de hediyeler almış Ahmet'le yollatmış bana. Babası desen o kadar tatlı ki yanacıklarını mıncırası geliyor insanın. Hani otur konuş hiç yaşlanmazsın gülmekten. Üstelik de kültürlü bir baba! Yani Ahmet'in böyle olması çok normal çünkü, anne babası bile harika insanlar. Eh, bizimki de tek çocuk olduğu için tüm özellikleri çekmiş. Çekinik gen baskın gen dememiş hepsini almış hırpo. Ortaya da böyle saçsız zeka küpü gelmiş. 

Ahmet'in bir de bir huyu vardır. "Paran mı yok? Ne sorun ediyorsun bea?" Gel ben ısmarlarım kardeşliğime mamalar kahveler!" Bu dediğim laf için özür diliyorum ama bizim orada bir laf vardır. "Götünü istesek onu bile verecek." Bu kadar eli açık biri. Bir de bir güzel döktürür yemek konusunda. Bir kahvaltı hazırlar ki parmaklarını yersin. Asla da sana laf getirtmez. Kardeşime laf edemezsin der. Ama her şeye rağmen tek tabanca dolanıp durur. Kızların aklına bazen şaşırıyorum. Ben de bir kızım ama ben sevgili istemiyorum. Hani o yüzden kimsede gözüm olmuyor. Bu sebeple iyi çocukları arkadaşım yapıyorum sadece. Ama diğerleri? İlla ağızlarına sıçan erkek seviyorlar. Ahmet ise onların ağzına sıçacağınza kendi ağzına sıçar. O kadar beceriksiz bu konuda. Ve sırf bu yüzden yalnız. Canım kardeşim! Üzülme! Sana helal süt emmiş bir kız bulacağım ben. 

Ben bir söz vermiştim, kardeşliğime. Doğum gününde sana bir blog yazısı yazacağım diye. O sanıyor ki ben unuttum. Hayır, unutmadım. Bugünü kenara yazmıştım. Sonunda geldi çattı bugün. Kardeşim, seni tanıdığıma o kadar mutluyum ki. Bu sene dostlarımı düşündüğümde aklıma gelen isimlerden birisin. Her zaman halimi hatrımı sorup canım sıkıldığında beni dışarı çıkarttığın için teşekkür ederim. Param olmadığında bana ısmarladığın yemek ve içecekler için de ayrı teşekkür ederim. Ama en önemlisi beni hayatının en baş köşesine koyduğun için teşekkür ederim. Her zaman sözüme güvenip yanımda olman bana güç veriyor. Kendimi hiç yalnız hissetmiyorum. Beni hiç kırmayıp güldürüyorsun. Suratsız olduğumda beni kızdırıp sana patlamamı sağlıyorsun. Tüm suratsızlığım uçup gidiyor... 

Kardeşim, sen çok harika bir insansın. Yüreğinin güzelliği hiç bitmesin. O güleryüzün ve komik dansın asla kaybolmasın. Bana kol kanat germeni bile ayrı seviyorum. Ben ağlarken peçete verdiğin için de sağ olasın. Makyajım akmadı sayende. Ve... Kardeşlik diye sevdiğim kişisin. İyi doğdun. Nice güzel senelere. Nice beraber mutlu senelere. Edirne'de görüşürüz! 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder