19 Aralık 2014 Cuma

Beyzade'nin Beyzadeliği

Baş Not: Komik bir yazı değildir. Aksine sevgi kusmalık bir yazıdır. Okumak isteyene...

Siz hiç yeşilin en güzel tonunu gördünüz mü? O öyle bir yeşil ki sinirliyken içinde yeşil alevlerin oynaştığı, güşdüğünde içinde yeni umutların filizlendiği ve üzgünken seni ağlatabilecek yaşlarla pırıltılı yeşildir, efendim. Nasıl anlatsam? Gülüşü öyle güzel ki kanserli bir insan hayata yeniden bağlanıp umuda sarılır. Beyza'mın gülüşüne sarılır. Çünkü, ben sarılıyorum. Hem gülüşüne hem de kendisine. İlk tanıştığımız gün Kahve Zamanı'ndaydı. Tatlılığıma kapıldı, ben de onun her şeyine. Sonraları hep yanımda oldu. Aramıza zaman girdi, görüştüğümüze tüm zaman silindi gitti. Ey kurban olduğum insan! Sen nasıl bir meleksin ki her kötü olduğumda kendimi senin yanında buluyorum. Kaç gece onunla kaldım ben. Kaç gece ağlarken bana sarıldın? Çok gece. Yıldızlı gecelerdi bizim en büyük umudumuz kızım! Benim en büyük yıldızım senin gülüşünde saklıydı.

İçine sıçtığım hayatımın en kötü gününde sanki içine doğmuş gibi geldi yanıma. O gece boyunca yanımdan ayrılmadı, ayrılmama izin vermedi. Dans edip eğlenmeme ve gülmeme izin verdi. Beraber eğlendik. Güldük. Dans ettik. Ben mal mal hareketler yaptım. Güldü. Çılgın dedi. Sadece bu. Yanıma birinin gelmesini süper sonik sert kız bakışıyla engelledi. Hani birinin bakışlarıyla ölmek varsa o bakış Beyza'nın bakışlarıdır, azizim. Hatun öyle bir bakıyor ki. Hafifçe gülümsüyor. Ama gülüşte "Seni de ananı da sikerim." cümlesi gizli. Bir de hızlı hızlı konuşması var. Bir şeyi harıl harıl anlatırken sesinin son kelimede son hecede kısılmasınından bahsetmiyorum bile. Resmen çayı söyleyip "Bir parmağını daldırsana." diyesi geliyor insanın. Öyle bir şeker. 

Sevgilisi benim babam dediğim insan olur. Kıvanç derim kendisine ama adı Serdar'dır. Evet, tahmin ediyorum düşüncelerinizi. Bu kız ne kullanmış? Jamaika? Bonzai? Ne bokum bu? Ama hey! Dur bak! Buna biz samimiyet diyoruz. Kıvanç babamla Beyzade'm benim buradaki ikinci ailem olur. Edirne'de gideceğim bir yer yok diyemiyorum artık. Sokakta olayım ama yanımda yine Beyza olsun. Çünkü biliyorum ki oldurmayanı oldurur evvel Allah. Tövbe bismillah. (Şu an aile kavgasına şahit oluyorum, çok mağdurum.) 

Ebesini tükürdüğüm, anasını içtiğim, babasına sövdüğüm bu Dünya'da Beyza gibi birini dost edinin derim. Abi kızın düşmanı olduğunuz an kıçınıza sanki dart tahtası monte etmişler de dartlarını atmalarını yaşadığınız andır. Yüce Mevlam'a bazen kendimi "Allah'ım n'olursun Beyza'nın hep küçük fıstığı ve çılgını olarak kalayım. Aksi taktirde çok uzatmadan al canımı. Uğraşamam ben dart tahtasıyla." derken buluyorum. Ya anlamıyorsunuz. Sizi alır itin götüne sokar, sokuma göt yapar sizi. 

Hiç unutmuyorum, bir keresinde uyuz olduğu kıza inat yaptıklarını. Kız tuvalete kapanıp Müslüm Gürses ağa beyimizin klibinde oynamalık bir rol kesilebilir. Beynini ağlar. Midesini sıçar. Helâk olur. Nuh tufanı bir, Beyzade helâkı iki. Haksızsa bile Beyza o konuşmalarıyla sizi Allah kapısına yollar. Secdeye kapanır hacı olursunuz. Bir saatte saçlarınıza ak düştürür. Açıkçası Kıvanç babamın hallerini biliyorum. Ya lış bir şey söyleyince çocuk engelliye dönüyor. Gidiyor geliyor. Amuda kalkıyor. Aşkım demekten dili uyuşuyor. Kazak ısırmış Gülay kadar oluyor hani. Al mesela Taner. O da dedemiz olur bu arkadaş ilişkilerindeki konumunda. Çocuğun kafası güzelken Beyza'nın dilinden sonra birden ayıldı. Şimdi oturup finallere çalışacak mesela. 

Oğlum, aklı olan bu kıza ters yapmaz. Sevdikleri için her şeyi yapan, yağlı saçlarla bile Afrodit olup yanınıza gelen biri. Sen üzüntüden kusarken başında bekleyip sonra seni yatağa yatıran biri. Karnın aç diye gecenin köründe Kemal Abi'nin Yeri'ne götürüp sana yemek yediren ve bir lira para ödetmeyen biri. Daşşaklı kız dediğimiz insan figürü. Birazcık kötü biri olsa Hürrem'in adını kazıyıp yanına kendi adını yazdıracak neredeyse. Yanına da Kanuni Sultan Serdar. Ben de kızları Panda Sultan Seher. Şimdi çok demagoji yapmayalım da benim salak sulak davranıp Beyza'yı aramalarımı, ağlamalarımı, seni seviyorum demelerimi ve bokunu yerim lan diye iğrençleşmelerimi es geçelim. Bu yazının sultanı bizim Beyzade. 

Yaşam fonksiyonumsun sen. Gözlerimin içindeki parılmadamayı asla unutmayan ışıltısın. Kalbimdeki her türlü alet edavatsın. Nefes almamı sağlayan ciğerimsin. Ruhumun en önemli parçasısın. Şimdi bu şapşal pandayı çok öp. Çok sev. Çok bağrına bas. Çünkü sen çok şeysin biz sevdiklerin için. Hayatımızda varolması gereken en önemli kişisin. Hayat bir oyunsa biz de figüransak sen de bizim var olmamızı sağlayan kişisin. 

Öptüm. Bay. 

17 Aralık 2014 Çarşamba

Acıların da bokunu çıkarabilen insan: Türk insanı!

Ulan ne aşk acısını düzgün yaşayabiliyoruz, ne dost kazığının kazıklı acısını ve ne de hemoroid acısını! Mesela ne zaman dost kazığı yesem ilk bir hafta falan sağda solda "Kendi kaybeder ba canım! Benden iyisini nereden bulacak ki susak? Geçeceksin!" diyorum. İkinci hafta açıyorum fotoğraflarımızı, alıyorum kucağıma benzikliğin hediye ettiği kutu peçeteyi, Zeki Müren arka fonda böğtüme böğrüme çığırıyor "Eski dostlaaar!" diye... Sanki beni doğruyorlar! Yok böyle bir acı! Yatakta döne döne Allah'a erişeceğim neredeyse. Yeter lan diyorum. Bıktım artık kazık yemekten! Kazıklı Voyvoda kalkıp dirilecek, gelip diyecek ki "O kadar Türk'ü geçirdim kazığa ama senin en özelini sakladım. Gel uzan şuraya." Nasıl da seviyorum ama kazık yemeyi. Kazık yemeyince düşünüyorum ölme vaktim mi geldi. Millet önündeki maçlara bakar, bense kazıklara. Hadi bana kazık sok diye yalvarmaya başlar hâle gelirsem falan lütfen sevgili dostlarım, kafama ütü bastırın. Beynimin yanıp bir kendini yenilemesi gerekli. Yürüyüşüm bile değişti. Askerlikte takılan enşk yavruları misali yan yan yürüyorum artık. Ah, sevgili Promethus! Bir sen çekiyorsun bir ben! 

Acımı geçirmenin çözümünü nelerde aradım bilseniz. Gittim danslar ettim partilerde. Kustum durdum sağda solda çok zıplayıp hoplamaktan. İç organlarım falan yer değiştirdi. Değişim geçirdim. Eyeliner akıyor, fıntöden oluyor sana lapa bokumsu bir şey. Iy bir tiksinç. Öğğğ! Sokaklarda yürüdüm mal gibi müzikle. Sanki şey, özgür kız klibi çekiyorum. Sağa sola gülümsüyorum. Filmlerde olsa onlar da gülümseyip hayali şapka çıkarır. Ama burası Türkiye. Bana "Bu ne cins bir sapık lan?" diye bakıyorlar. Halbuki ben ne hayallerle gülümsüyorum lan size! Demiyorum ki birden Hint müziğinde "Jeyhoooğğğ!" diyerek oynayalım. Gülümse işte. Gülümsemek sünnetmiş diyorlar. He bir de Afrika'da kadınların sünnet olması. Ay benim vajinamı kesseler ölürüm lan. O ne öyle? Sünnetinize tüküreyim sizin. Böyle sinnet mi olur? Kes memeni, Amazon misali dağıt ortalığı. Sonra sıkılınca "Meme kanseri oldum pampa yaa!" dersin. Ama benim gibi de yapabilirsin. Gidersin piercing'ci abilere. "Deldirmeye geldim!" dersin. Önce bir bakışmalar... Sonra filtreden geçer mavi ekran sonrası. Ardından çaat çuuut! Bir giriyorlar kulağa. İlk yarım saat kalp acım geçiyor. Toygar Işıklı görse klip teklifi eder. Öyle bir surat ifadesi. Bıket kaç kere parmaklarını şıklatıp "Aa bak kuş! Sehercim bak! Hadi oldu da bitti Maşallah! Nazar da değmez inşallah!" dedi. Adaçayı içip durdum acı uyuşsun diye. Ama tamamdır. Mission completed! 

Hemoroid acısı... Hiç çekmedim bilmiyorum ama çok zormuş diye duydum. Götten çocuk doğurmak gibi demişti arkadaşım. Gülmekten midem hoplamıştı, ters dönmüştü. Şerefsizim ben böyle tanım görmedim. Geçmiş ola be kardeşim... Yine de en fenası aşk acısı. Hele ki benimki gibi sokuma götülmüşse lan o güzelim bir hafta. İlk gün döndüm kıçımı "Keyfin bilir." dedim. Akşama ölüyorum. Oturmuş yerlerde ağlıyorum "Kimse sevmeyip gidiyor lan! Gökyüzü bile yağmur yağdırırken en tükürüklüsü gönderiyor, oğlum! Yıldızlar bana parmalayıp sönüyor. Elimi attığım yer kuruyor." diye de hönkürüyorum. İnsanlar tükürüp işedeği yerlerde ağlayan tek kız değilim ama en afillisi bendim. Kimse benim gibi şekil olmadı ağlarken. Kimse çölüme yağmur olmadı. Aksine kaltüs olup battı bana. Kışıma yorgan değil de buzlu ice tea şeftali oldu. Allahsızlar. Orospu çocukları. 

İkinci gün üç çocukla ortada kalmış 20 metre dip boyası olan bıyıklı teyzelere dönmüş haldeyim. Bıyığım olduğundan değil. Düzenli olarak alıyorum. E saçlarım da boya değil ama üzüntüden üç gün yıkanmayıp  oda arkadaşlarımın zorla beni banyoya soktuğunu bilirim. Çöp tenekesi bile benden daha fresh kokuyordu o an. Su falan tenime değince tıslayıp en köşeye kaçtım. Gollum! Gollum! GOLLUM! Gidip arkadaşlarımın beynini sikiyorum olayları anlatıp. Doktorlar dizisi gibi sezonları 30 kere izlettim onlara hayatımı. Kahrolası hormonlarım. Üçüncü gün de bir ağlıyorum görmeniz lazım dumana vurup. Tweetler desen küçük biberlerden daha acı şekilde. Profilime giren ağlayıp çıkıyor. Gören de yılların şeyi var sanar. Bir edebiyat bir demagoji. Oy sansasyonel! Oy flaş! Oy şok! Oy pert! Oy vefat! Vay amık... 

Dördüncü gün. Sarıyorum kızana. Yapma etme. Yapamayacağım sözler falan veriyorum. Hayır, biliyor beni. Ondan tınlamıyor. Geçer diyor kafasına ettiğim. Sonra sinirlenip senin de diyorum. Senin de. Nurhayat suratlı ağlamamla işkence çektiriyorum insanlara. Ne kadar aşklı tweet varsa retweet yapıyorum. E tabi doğal olarak insanlar "Bu kız ne yaşadı ki?" diyor. Sorsanız bir bok yaşamadım ha. Anlatsam merdaneyle kovalarsınız Edirne sokaklarında. Sonra Kıyık'ta alırsınız Kemikçileri. Dövdürürsünüz. Kıçımdan sokmalı serum yaptırırsınız. En kılcal damardan serum vermeli. Öf öf! Fantezilerime bakınız, itinayla. 

Beşinci gün. Gezip tozuyorum. Bir kendime geliyorum. Ama bir koku geliyor burnuma. Jenga gibi dağılıyorum. Bum! Seher yine sahalarda. Verin bana oradan L&M! Açın bir tane Müslüm Baba! Getirin şuradan peçete! Muz verin abi. Muz yemek istiyorum ben. İyi geliyor. Heh! Tamam ablacım. Önümde öpüşüp koklaşın, tamam mı? Yakın canımı siz de. Ooo kardeşim? Al çiçek. Üstüne bir de gözlerini kapat kızın. İnşallah o kız sünnet olmuş olur da çakamazsın. Çaktığım tipli. Çakmağımla çakayım sizlere ben, tamam mı? Allah'ın zındıkları. Me'lûn! 

Altıncı gün. Cidden artık makyaj yapıp "Aaa şu kızan iyiymiş he. Yakıyor. Rüzgâr gibi esip, gökgürültüsü gibi gürlüyor." diyorum. Sonra bir şiir okuyorum bir yerlerden. Yurdumun ve yatağımın yeri göründü. Yorgan altı acı dolu sahneler geldi. Çekilir misiniz? Acil acı çekmem lazım. Hayır, daha duş altında depresyon sahneleri çekip depresyon hırkamı giyeceğim. Ay çekilsene sarı yelloz! Amca! Bir çekil ya! Gömmeyi unutmuşlar seni. La havle... Ama yolun yarısında anlıyorum ki çok saçma. O kadar ağladım ne oldu? Gözlerin şişti. Çirkinleştin. Ömründen belki de birkaç yıl geçti. Ee? Sonra? Ne diye? Hiç. İşte o an anlıyorsun işin saçmalığını. Hayatın ne kadar kısa olduğunu ve acı çekmenin çok saçma olduğunu. İşte o an bir değişim yaşıyorsun. Aynı şu an bana olduğu gibi. Amaaan koy götüne rahmet eylesin yüce Rabbim. 

Şimdi gelelim diğer acı olan Finallerin acısına... İçim yanar içim kanar. Aşk acısı da neymiş diyor insan. Sayfalarca notlar var. Allahın cezası olan eksik notlardan bahsetmiyorum bile. İnsafsız hocalar da derste anlattığını sormuyor. Yok camii çiz. Yok şu kilisenin apsis bölümü neden diksörtgen? Vay efendim sen neden bana serfleri paragraflarca yazmadın? Yazdıysan neden hep aynı. Abi ben serflerin nesini anlatayım? Bir tane John varmış, çok serfmiş hocam. Öyle böyle değil. Serflikten sersefil olmuş hocam. Hocam Allah belamı versin ki, hocam... Of hocam! Of! 

Şimdi elimde çikolatam. Yanımda arkadaşlarım. Bu mübarek sabah saatinde namazımı yine kılmadan -ki kılmıyorum- birazdan uykuya dalarım. Acılı tweetlerimle salak sulak rüyalarımı görmeyi hedefleyerek yaklaşık 5 saat sonraki dersimi bekliyorum. Senin gibisi yok dünyada, Sanat Tarihi! Ağzıma sıçıp yine de aşık kaldırabiliyorsun. Adamsın. Saygılar.