Ama o harika-ül mükemmelliye şehrine gittiğimden beri çok pis bağlandım ben. Kendimi yerlere atıyordum artık okul başlasa da gitsem diye. Şehre evlenme teklifi edip her bir santimetre karesiyle sevişmek istiyordum. Yerlerde öpüşüp yuvarlanmak ve çıplak halde koşmak belki de. Ve çok eminim ki kimse benim kadar sevmedi orayı. Ki bu çok normal. Benim için ya çok seversin ya da ölümüne nefret edersin olayı geçerli. Sıkıntılı bir çocukluğum vardı diyelim biz buna.
Ben gerçekten arkadaşlarla aile olmayı orada öğrendim mesela. Hani böyle kavgalı küfürlü olanından. Oda arkadaşlarımla ilk dönem öyle bir kavga ederdik ki artık her gün odaya suratım asık girerdim. Allah biliyor ya? Camdan atmak bile istedim onları ama ilk kattaydık. Bir işe yaramazdı. İnadına kıyafetlerimi yerlere atardım. Utanmasam halının ortasına işeyip sıçacaktım. Şaka diye sağlı sollu da girişmeyi düşündüm. Bir ara odaya ölü hayvan soksam kaçarlar mı diye düşünmedim de değil. Bunları onlara da itiraf etmiştim demek isterdim ama asla itiraf etmedim. Burada görürler elbet... Hazır uzaktayken!
Bir gün artık canıma tak etti. Ulan yeter dedim içimden. Derse geç kalmıştım onlar yüzünden. Çünkü onlar gece uyumayıp beni de uyutmuyordu. İkinci öğretimlerle kalan fasulyeydim ben. Birinci öğretim! Sonrasında odamı değiştirmek için çıktım memura. İki üç ergenleşip Halil Sezai ile Mete karışımı bir şeyler yapıp gerisin geri odaya döndüm. Baktılar ki iş çok ciddi. Kıyamadı benim sarışınım. Geldi dedi ki "Bak Sehercim. Tamam beni iki haftadır sinir hastası ettin ama benim yüreğim el vermedi. Gitme kal. Yine de sen bilirsin. Karşılıklı anlaşmada bulunuruz biz. Çünkü ben seni biliyorum daha da mutsuz olacaksın." Tabi benim yelkenler suya düştü. İki üç sümüğüm aktı. Kabul ettim. O günden sonra arada tartışsak da hep daha iyi olduk. Okuldan eve Heidi misali koşarak onlara sarılıp onları okula yollardım. Samanyolu dizisine bağladık bir ara. Namaz kılmaya falan başladı Nesli. Tam bir işkenceydi. Kafasını öyle bir sarıyordu ikinci bir Nesli bakıyordu bana sanki o sarıktan. Bir de bazen namazda gülüyordu. Damla ile bakışıp kafayı mı yedi acaba diye bakış atardık. Çünkü benim bir akrabam evliya olacağım diye günde 10 kere namaz kılıp paso kuran okurmuş. Şimdi kafasını sallamaktan yemek yiyemiyor hasbam.
Namazdan sonra pilates çılgınlığı başladı odada. Sabah kalkıyordum. Bacaklar havada, tipler kaymış, nefesler falan. Her sabah bu psikolojiyle uyanıyordum. Bir ara rüyamda lezbiyendim. Beraber pilates topunda zıplıyorduk. O rüyadan sonra onlarla sabah kahvaltıya kalkmaya başladım. Hadi sabahı kurtardık da akşam? Odadan içeri bir giriyorum bana doğru şaha kalkmışlar. "Oldu o zaman ben bir annemi arayayım." deyip odadan geri çıkıyordum. Neyse o da bitti falan. Derken dans çılgınlığı başladı. Tamam bunun suçlusu bendim. Müzikleri açıp kızlara sarıyordum. İllah getirdim onlara artık. Gecenin körü bana salatalıkla girişmelerinden de korkmadım değil hani. Hadi onu da atlattık da şu Nesli'nin her ayrılık ve kavga sonrası "Kahretsin yapamıyorum!" Şarkısını söylemesine ne demeli? Ebru Gündeş bile bu kadar söylememiştir şarkısını...
Bir de benim onlardan kopukluğum vardı. En sonra Damla yakamdan tutup tokatı yapıştırdı. Ağzıma sıça sıça kafamı duvara vura vura beni hayata geri döndürdü. O bana girişirken bir ara sadi,te sırıttığını gördüm. Töbe bismillah! Asla unutamam. Bak yine ürperdim. Töbe töbe. Sonra bir program yaptık. Kitap okuma günü, film günü, gezme günü... O liste hep süs olarak kaldı. Ama seneye kesinlikle uygulayacağız onu.
O odada bir asırlık şeyler yaşadım. Ayrılırken de ağlaya zırlaya ayrıldık. Ben bunlara duygu yüklü notlar bıraktım. Bunlar ağlayarak beni aradı ben yoldayken. İnsan içinde olmasam ben de ağlardım ama ağlayınca Allah'ın cezası moduna büründüğümden otobüsten atılmaktan korktum ve kesinlikle kendimi tuttum. İki saat önce yine Whatsapp grubumuza yazdım bir şeyler. Hani çok özlüyor insan sağına döndüğünde o iki cadıyı görmeyi. Şimdi sağıma dönünde pembe duvarımı görüyorum. Soluma dönünce kitaplığımı. İçime çöküyor hüzün ve sıkıntı. Ulan! Sümüğümü kendi kendime akıtacağım lan!
Ben en çok o şehri o ikisiyle anıyorum. Sınıftaktakilerle de iyi kötü geçindik. Mesela onların gülmediği şeylere ben katıla katıla güldüm. Özkan hoca sabır diledi bana bakarak. Emre ağzımı kapattı. İrem bana yarım saat güldü. Hande neden vöyle olduğumu sordu sonra da sevgili Mehmet'e yumuldu. Yani okulda hep muzurluk peşindeydim. Hep aykırı ve farklı biri oldum. Ve kesinlikle insanların aklında herkesi beğenen, çok gülen ve konuşan biri olarak kaldım. Belki seneye ümmeti mümin olarak giderim de bir şeyler değişir. Penguenler uçar. Küresel ısınma son bulur. Kırmızı kar yağar ve İrem'le ben düzgün birini bulup çoluk çocuğa karışırız. Ve belki de Antik'ten geçeriz. Neler olur bilmem ama ben
ama hep güleceğim gerçeği var böyle nah gibi!
Çok tövbe, ya rab! Çok tövbe...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder