30 Haziran 2014 Pazartesi

Benim belamı vermişler Aşk üzerinden mübarek

Şu hayatta belki de aşk konusunda en bahtsız bedevi benim. Bekliyorum Guiness Rekorlar kitabından bir teklif falan. Eh. İcabında ömrüm boyunca ağzıma sıçılmış, kafama tükürülmüş ve her gün her saat her dakika tartaklanmışım lan! Karga tarafından ciğeri yenilen ve her gün yeniden o ciğer kendi kendine iyileşen şu mitolojideki Prometheus gibi hissediyorum kendimi. Allah belamı vermiş yahu, vermiş. Bir insanın hiç mi yüzü gülmez bu konuda? Hani aşkta kaybeden kumarda kazanıyordu, oğlum? Ne param var ne de benim sadık yârim! 

Sırf kumarda kazanırım umuduyla Beylerbeyi'inde okey oynarken "Hesabına ulan!" Diyen bir insanım ben! Ve paşa paşa o hesabı ödeyen bir kerizim. Merhaba. Benim adım keriz. Hobi olarak kumarda kaybediyor ve aşkta belamı arıyorum. Aradığımı da buluyorum. En sevdiğim şey de beladır. Aramızda karşı konulamaz bir çekim var. Keza bu çekim gücünü bilim adamları bile ölçememiştir. Alet yok ölçecek. O derece yani.

Şimdi diyorsunuz ki ne felsefe yaptın be kızım, ne yaşamış olabilirsin ki bu kadar abartacak... 

Velhasıl kelam efendime söyleyeyim ki benim yaşadığımı başkası yaşasa dayanamaz kendini Meriç'e atardı. Arkadaş size en baştan anlatayım. Çocukken bir oyun arkadaşım vardı. Adı Berat. Bayılıyordum çocuğa. Bunu da onu döverek belli ediyordum. (Ve şu an kahkaha atıyorum.) Mesela anası beni çağırırsı oğlumla oyna diye. Giyerdim cicilerimi bicilerimi giderdim. Annesinin arkasından bana sırıtarak bakardı. O sırıttığında Temel İçgüdü filmini çekesim geliyordu onunla başrollerde olaraktan. Bak daha o zamandan belliymiş ne fena olacağım. Neyse biz bununla başlardık oynamaya. Evciliği bir kere oynadık. O da öpüşmeyle sonlandı ki beni öpen oydu. Ben hiçbir şey yapmadım. Beni öptü diye kafasında oyuncak kırdım. Ne yapayım? Babam bana dedi bunu. Seni biri öperse saldır dedi. Bu çocukla genelde savaşçılık oynardık. Bir gün kendimi kaptırmışım oyuna. Kalkan diye kullandığım koltukların altındaki tahtayı buna "Burası Çanakkale oloooom!" diye bir geçirmişim var ya of of! Bir baktım bunun burnu kanıyor. Dedim eyvah öldürdüm kızanı. Başladım ağlamaya. Severek öldürdüm lan resmen çocuğu diye düşünüyorum içimden de. Neyse anası geldi halletti durumu. Bir yandan da elini tutuyorum Berat'ın. Özür diliyorum falan. Hadi babası geldi. Bana ters ters baktı. Yapma etme kayınbaba. Elimden yanlışıkla kaydı işte...

O zamanlar da deliyürek dizisi başlayacak. Fragmanları falan gösteriliyor. Ben de hiç unutmuyorum başımı koymuşum onun bacağına. Öyle uzanmış izliyoru televizyonu. Bana döndü dedi ki "Sen benim deli yüreğimsin." Manasını bilmediğimden buna bağırıyorum sensin lan o seni babama söyleyeceğim tamam mı falan. Vay arkadaş! Yüzümü aldı ellerinin arasına. Yaklaştı. Dedi ki "Kızma Seher'im. Sadece delikanlı harbi yürek demekti o. Senin kadar cesurunu korumacısını görmedim. Ben çok üzülüyorum. Biz taşınıyoruz." Yemin ediyorum ki eğer kendime bir söz vermemiş olsam ağlardım orada. Yüzümü bırakıp cebinden oyuncak bir yüzük çıkarıp parmağıma taktı. "Ben ileride seni bulup evleneceğim." Dedi. Kafamı sallayıp tamam dedim ve tam öpüşecekken baam! Babası geldi. Adam baba yine tip tip bakıyor. İt herif ya! Hep onun yüzünden gitti Berat. Tek arkadaşım olan kişi gitti. Beni onu sevdiğim gibi seven tek karşı cins gitti. Hâlâ düşünürüm mesela onu. Çünkü ilk öpücüğümü o almıştı hani. Bazen diyorum acaba o da beni düşünüyor mudur? Neyse artık kocaman insanlar olduk. Onun vardır sevgilisi. Benim gibi tek sap değildir. Ama o yüzüğü kaybettim. Daha doğrusu annem kaybetmiş. Belki ileride ilan verirdim lan gazeteye! Niye kaybettin anne? Ah anne, ah! Bir de adresi de kaybetmiş saf. Resmen aşkımıza mani oldunuz. 

Hadi bunda yine bir şeyler istediğim gibiydi. E ilkokulda olanlara ne demeli? Sınıf başkasınımız vardı Fatih diye. Allah'ım çocuğa nasıl hastayım. Böyle ağzım açık ona bakıyorum. Arada salyalarımı siliyorum falan. Ama çocuk ben yerine benim bir numaralı düşmanım Betül'ü yani başkan yardımcısını sevdi. Şimdi olsa Allah tamamını erdirsin yeriz bir düğün pastanızı derdim. Ama o zamanlar çocuktum ve inatçıydım. Beni neden sevmiyorsun lan diye dövüyordum çocuğu. Suluğuna raptiye arıyordum. Gidip tehdit mesajları yazıp çantasına koyuyordum. Artık bir ara zorla bunu yapıştırdım tahtaya. Dört beş kere vurdum bir. Ertesi gün velimi çağırdılar. Babam diyor ki "Ulan hasi erkek olsan anlarım da kızsın sen. Niye çocuk seni sevmiyor diye dövüyorsun evladım? Bak kaçan kovalanır. Hayır, bir de çirkinin teki çocuk. Bari yakışıklı olsa." Haklısın babacım da işte gönül bu. Ota da boka da. Neyse bu mevzuyu da böylelikle atlattık. Ortaokulda yine sevdim birini. Abi çocuğun kolları faça izinden dolayı insana ait mi diye düşündürüyor vallahi. Ama bu çocuk da sınıf arkadaşımı seviyordu. Ve kız benim yakın arkadaşlarımdan. Neyse çocuk dayanamadı bana çıkma teklifi etti. Kabul ettim. Çıkamadık lan, çıkamadık! Abimin korkusundan ve o façaların korkusundan abime beni rahatsı ediyor dedim. Çocuğa artık ne dediyse çocuk beni görünce yolunu değiştirip ardına bakmadan koşuyordu. Vay amık! Şimdi bir hatırladım da iyi ki onunla olmamışım. Beni doğrardı şerefsizim. O façayla böbreğimi alır baş ucuma da "Hastaneye git uyandığında." diye bir not bırakırdı. 

Hadi bunda ben kaşındım da ya sonrakiler? Ortasonda yine sevdim birini. Mükerrem. Ah ulan. Ah. O da benim arkadaşımı seviyordu. İbneler! Şerefsizler! Orospu çocukları! Neden hep arkadaşlarımı seviyonuz lan? Gençliğimi çürüttünüz ah ahh! Bunun kardeşi beni kandırdı. Ben Mükerrem dedi. Ben seni beğeniyorum dedi. Okul sonunda sevgili olacaz dedi. Aynen böyle dedi. "Olacaz." Türkçene sokayım susak! Ne sevinmiştim. Kavak Yellerini izlerken falan o ve kendimi düşündüm. Neyse sonradan öğrendim ki o değilmiş. Kardeşiymiş. Babam öğrendi tabi bunu. Çocuğa baktı. Dedim eyvah katil olacak babam. Çocuğa el kol yapıyorum kaç kurtar kendini diye. Yok anacım. Hem çirkin hem mal hem fakir. Babam dönüp sarıldı bana. "Bak kızım" dedi, "Nedir bu çirkin çocuk sevdan? Ben bıktım sen bıkmadın. Hayır çirkin de değil. Çocuk direk hayvan ya. Sürüngen tipli bir şey. Sen daha ufaksın. Gül eğlen. Git milleti döv. Ama uğraşma aşkla falan. Hadi annen sana patates kızartması yaptı. Onu yemek için gidelim eve."

Uzun bir zaman aşkla meşkle uğraşmadım. Taa ki, lise ikide Berkem diye balık suratlı birine tutalana kadar. Platonikliğin Allah'ını yaşıyorum böyle. Ama nasılım görseniz. Her yerde o var falan sanki. Sıra arkadaşım İrem gülüp diyor Allah aşkına çirkinin teki bırak şunu diye. Yok anacım. Olay sevme değil, inat. Ben bir değiştim. Kaş bıyık operasyonuna girdim. Saçlarım artık yapılı geliyorum. Suratıma sürüyorum bir şeyler. Sonra bütün okul öğrendi kapçuk ağızlı bir kaşarın yüzünden. O kaşar da duydum ki evlenmiş. İnşallah üçüncü çocuğa hamileyken kocası onu komşusuyla aldatır da herkes öğrenir de ortada kalır da anlar halimi. Lise sona kadar Berkem yüzünden tüm okul boyunca başım eğik gezdim lan ben! Geçen gördüm onu. Tipine soktuğum hâlâ çirkin. 

Son okul vurgunumun adı Burakhan. Fenlerde okuyor çocuk. Bizim kattaydı. Lise sonda buna ölüp bitiyorum. Tabi bu çocuk da çirkin. Hadi bana alkış. Hani nedir bu bendeki çirkin aşkı? Allah'ım sen bana beyin vermedin mi o zamanlar? Yoksa ben mi kullanmayı bilmiyordum. Geri zekalılıktan nasıl ölmemişim hayret doğrusu. Şimdi onu bunu geçeyim de bu vakayı da anlatayım. Bunu sevdiğimi üç beş kişi biliyordu. Taa ki ben konferans salonunda tüm okul varken bağıra çağıra "Burakhan'a ölüyorum abi yaa!" Diyene kadar. İki günde tüm okul duymuş. Abi koridora çıkamadım ben tüm sene boyunca. Paso oturdum sınıfta. Rezilliğin nirvanasını yaşıyorum resmen. Sikeyim ben böyle aşkım ızdırabını lafı bu konum için çok geçerli bence. 

Okuldan mezun oldum derken bir sene bekledim Sanat Tarihi için. İkinci girişimde kazandım tabi ki istediğimi. Edirne'ye gelmeden önce ben birini daha seviyorum. Ona olan sevgim gerçekti. Allah biliyor ya ben çok sevmiştim. Çok mutluydum onunla konuşurken. Geceleri sırf onun için uyumuyordum ben. Onun tüm dertlerini dinleyip akıl veriyordum ben. Sonracıma bu anladı tabi. Ben de itiraf ettim. Zamanla işi inada bindirdim. Bu bana mesajlar atıyor içince seviyorum seni diye. Arıyor beni falan. Nasıl kutluyum ama. Sonra bir duruldum. Aklım başıma geldi. Dedim Seher sen ne yapıyorsun Allasen? Buna mesaj attım arkadaş olmamız daha mantıklı diye. Arkadaş da kaldık. Anladık ki bi birbirimizle olmayınca bunalıyoruz. Ben bununla yine iyiyim her şey süper falan derken itin biri iftiranın amına koyarcasına atmış üstüme. Lan desem ki Güneş doğudan doğuyor bana yalancı deyip üstüme tayzikli su fışkırtacak. Vay arkadaş! Sinirlendim. Açtım ağzımı yumdum gözümü. Yaklaşık 8 aydır falan yollarımız ayrılmış durumda. Bazen onu özlemiyor değilim. Ama yaptığı itlikti. Suçum olmadığı halde bana bunları yaptı. Ne diyeyim ki? Felek ona vurmuş zaten. Bir de dönüp ben vurmak istemedim. Yetimin ahı pis tutarmış çünkü. 

Edirne'ye geldiğimde sevdim birini daha. Bana çok yardımı dokunan biriydi. Aynı zamanda beni sürekli ağlatan. Arkadaş. Herif hem itti hem de şerefsizdi. Yine de sevdik işte be. Bayılıyordum onun mimiklerine. Ağır abi tavırlarına hastaydım. Yanlış anlaşılmasın ben öküz sevmiyorum. Sadece bugüne kadar hiçbir erkek bana söz geçiremedi de, ondan bir umut var içimde bir gün bana söz geçiren biriyle evleneceğim diye. Ha bu da kazanova çıktı. Yüce Rabbim. Çocuk hem salaktı hem de çirkin. Üstüne üstlük dengesizdi de. Ama onunla mesajlaşmalarımızı çok ayrı seviyorum. Ben onu çok ayrı seviyordum. O çok farklıydı benim için. Ama üzgünüm işte. Yine itlik yaptık. Yine şerefsizliğini konuşturdu. Formundan bir şey kaybetmediğini ve hâlâ ibnenin teki olduğunu kanıtladı hasbam. Olsundu. Barsın kanıtlasındı. Nasılsa Seher uçtu gitti bir kere...

Son kurşun. Ah be! Daha bugün gördüm seni rüyamda kızanım. Nasıl da aşkım deyip sarıldım sana rüyamda... Ben nasıl da seviyorum seni. Hâlâ aklımdadır o gülüşlerin bilir misin, şuursuz insan? Gülmeyin. Cidden şuursuzdu. Bir gün iyi bir gün kötüydü. Yemin ederim dalgalandım ama durulamadım o salak yüzünden. Yani bu nasıl bir sevgiyse bendeki yine de onu böyle kabul ettim. Aslında yani çok iyiydik de benim haremime taktı kafayı. Erkeklerim vardır benim bir sürü. Onlara gözüm gibi baktığım canımdan öte olanlar. Eh. Bunu kaldıramadı. Ben de koydum araya kocaman bir mesafe. Ben nasıl onun amcık ağızlı arkadaşlarını kabullendiysem o da benimkileri kabullenecekti. Keza o insanlar ben konserdeylen çevremde etten duvar örüp rahat etmemi sağladı. Keza o insanlar ben kanser olduğumu öğrendiğimde biz yanındayız deyip cidden de yanımda olan insanlardı. Şimdi bir şerefsizin teki için onları atacak değildim ben. O yüzden her ne kadar üzülsem de iyi yapmışım diyorum. Hoş onunla olsaydık bile ya ben onu döverdim ya da o beni. Ne diyelim ki? Amin olsun sana da. Amin olsun.

Yani ey mübarek insan neden hep bana böyle olur? Bir kere bile yüzüm gülmez mi? Bunlar bende en yara bırakanlar olduğu için anlattım. Bir de çerez niyetine olanlar var ki onları anlatırsam kocaman vir roman yazmış olurum. Demem o ki Allah benim belamı aşk üzerinden gani gani vermiş. Kalbime rahmet eylesin. 

22 Haziran 2014 Pazar

Koca bir sene bitti...

Daha dün gibi aklımda burnumdaki sümükleri kabarcıklar içinde bırakarak ağladığım ve o okula gitmem adlı trajediye başlamam. Nereden baksan 40-50 kişi seferber oldu ben oraya gideyim diye. Herkes işini gücünü bırakmış salak gibi bana nasihat veriyor. Teselli ediyor. Aman kızım bak çok seveceksin'lerden tuuuuuut buraya gelirsen şerefsizin lan'lara kadar. Yemin ederim ki sırf itliğimden bu kadar ağlıyordum itiraz ediyordum. Kazanamadım ya Kübra'nın yanını? Onunla hayallerimizdeki gibi yaşamak veled-i zina oldu ya bana? Ondan bu sipastikliklerim.

Ama o harika-ül mükemmelliye şehrine gittiğimden beri çok pis bağlandım ben. Kendimi yerlere atıyordum artık okul başlasa da gitsem diye. Şehre evlenme teklifi edip her bir santimetre karesiyle sevişmek istiyordum. Yerlerde öpüşüp yuvarlanmak ve çıplak halde koşmak belki de. Ve çok eminim ki kimse benim kadar sevmedi orayı. Ki bu çok normal. Benim için ya çok seversin ya da ölümüne nefret edersin olayı geçerli. Sıkıntılı bir çocukluğum vardı diyelim biz buna.

Ben gerçekten arkadaşlarla aile olmayı orada öğrendim mesela. Hani böyle kavgalı küfürlü olanından. Oda arkadaşlarımla ilk dönem öyle bir kavga ederdik ki artık her gün odaya suratım asık girerdim. Allah biliyor ya? Camdan atmak bile istedim onları ama ilk kattaydık. Bir işe yaramazdı. İnadına kıyafetlerimi yerlere atardım. Utanmasam halının ortasına işeyip sıçacaktım. Şaka diye sağlı sollu da girişmeyi düşündüm. Bir ara odaya ölü hayvan soksam kaçarlar mı diye düşünmedim de değil. Bunları onlara da itiraf etmiştim demek isterdim ama asla itiraf etmedim. Burada görürler elbet... Hazır uzaktayken!

Bir gün artık canıma tak etti. Ulan yeter dedim içimden. Derse geç kalmıştım onlar yüzünden. Çünkü onlar gece uyumayıp beni de uyutmuyordu. İkinci öğretimlerle kalan fasulyeydim ben. Birinci öğretim! Sonrasında odamı değiştirmek için çıktım memura. İki üç ergenleşip Halil Sezai ile Mete karışımı bir şeyler yapıp gerisin geri odaya döndüm. Baktılar ki iş çok ciddi. Kıyamadı benim sarışınım. Geldi dedi ki "Bak Sehercim. Tamam beni iki haftadır sinir hastası ettin ama benim yüreğim el vermedi. Gitme kal. Yine de sen bilirsin. Karşılıklı anlaşmada bulunuruz biz. Çünkü ben seni biliyorum daha da mutsuz olacaksın." Tabi benim yelkenler suya düştü. İki üç sümüğüm aktı. Kabul ettim. O günden sonra arada tartışsak da hep daha iyi olduk. Okuldan eve Heidi misali koşarak onlara sarılıp onları okula yollardım. Samanyolu dizisine bağladık bir ara. Namaz kılmaya falan başladı Nesli. Tam bir işkenceydi. Kafasını öyle bir sarıyordu ikinci bir Nesli bakıyordu bana sanki o sarıktan. Bir de bazen namazda gülüyordu. Damla ile bakışıp kafayı mı yedi acaba diye bakış atardık. Çünkü benim bir akrabam evliya olacağım diye günde 10 kere namaz kılıp paso kuran okurmuş. Şimdi kafasını sallamaktan yemek yiyemiyor hasbam. 

Namazdan sonra pilates çılgınlığı başladı odada. Sabah kalkıyordum. Bacaklar havada, tipler kaymış, nefesler falan. Her sabah bu psikolojiyle uyanıyordum. Bir ara rüyamda lezbiyendim. Beraber pilates topunda zıplıyorduk. O rüyadan sonra onlarla sabah kahvaltıya kalkmaya başladım. Hadi sabahı kurtardık da akşam? Odadan içeri bir giriyorum bana doğru şaha kalkmışlar. "Oldu o zaman ben bir annemi arayayım." deyip odadan geri çıkıyordum. Neyse o da bitti falan. Derken dans çılgınlığı başladı. Tamam bunun suçlusu bendim. Müzikleri açıp kızlara sarıyordum. İllah getirdim onlara artık. Gecenin körü bana salatalıkla girişmelerinden de korkmadım değil hani. Hadi onu da atlattık da şu Nesli'nin her ayrılık ve kavga sonrası "Kahretsin yapamıyorum!" Şarkısını söylemesine ne demeli? Ebru Gündeş bile bu kadar söylememiştir şarkısını...

Bir de benim onlardan kopukluğum vardı. En sonra Damla yakamdan tutup tokatı yapıştırdı. Ağzıma sıça sıça kafamı duvara vura vura beni hayata geri döndürdü. O bana girişirken bir ara sadi,te sırıttığını gördüm. Töbe bismillah! Asla unutamam. Bak yine ürperdim. Töbe töbe. Sonra bir program yaptık. Kitap okuma günü, film günü, gezme günü... O liste hep süs olarak kaldı. Ama seneye kesinlikle uygulayacağız onu.

O odada bir asırlık şeyler yaşadım. Ayrılırken de ağlaya zırlaya ayrıldık. Ben bunlara duygu yüklü notlar bıraktım. Bunlar ağlayarak beni aradı ben yoldayken. İnsan içinde olmasam ben de ağlardım ama ağlayınca Allah'ın cezası moduna büründüğümden otobüsten atılmaktan korktum ve kesinlikle kendimi tuttum. İki saat önce yine Whatsapp grubumuza yazdım bir şeyler. Hani çok özlüyor insan sağına döndüğünde o iki cadıyı görmeyi. Şimdi sağıma dönünde pembe duvarımı görüyorum. Soluma dönünce kitaplığımı. İçime çöküyor hüzün ve sıkıntı. Ulan! Sümüğümü kendi kendime akıtacağım lan! 

Ben en çok o şehri o ikisiyle anıyorum. Sınıftaktakilerle de iyi kötü geçindik. Mesela onların gülmediği şeylere ben katıla katıla güldüm. Özkan hoca sabır diledi bana bakarak. Emre ağzımı kapattı. İrem bana yarım saat güldü. Hande neden vöyle olduğumu sordu sonra da sevgili Mehmet'e yumuldu. Yani okulda hep muzurluk peşindeydim. Hep aykırı ve farklı biri oldum. Ve kesinlikle insanların aklında herkesi beğenen, çok gülen ve konuşan biri olarak kaldım. Belki seneye ümmeti mümin olarak giderim de bir şeyler değişir. Penguenler uçar. Küresel ısınma son bulur. Kırmızı kar yağar ve İrem'le ben düzgün birini bulup çoluk çocuğa karışırız. Ve belki de Antik'ten geçeriz. Neler olur bilmem ama ben
ama hep güleceğim gerçeği var böyle nah gibi! 

Çok tövbe, ya rab! Çok tövbe...