10 Kasım 2015 Salı

Allah'ın sevdiği kulu olmak.

Hiç unutmuyorum. Yazın bir gün çıkmışım dışarı. Yurdumu ödemek için bir de hastaneden tahlillerimi almak için. Hadi gittim aldım o tahlilleri falan da o bankaya gittiğimde yaşadıklarımın tarifi yok. İçimden de bir ses olacakları fısıldadı ama sabahki atarlanmalarım yüzünden dinlemedim o iç sesimi. Gittim atm kuyruğuna. Mübarek sanki tüp kuyruğu. Canı sıkılan Ziraat'e mi geliyor anlamadım ki... Neyse hadi geldim bekliyorum. Sıra neredeyse bana gelecek. Elimi daldırdım çantama. Ana! Kart yok lan! Kafamı resmen çantaya soktum. Yok abi, yook! Kart yok! Allah'ın belası kartı biri çaldı. O kart yok. Yere oturmuş çantadakileri yere döküyorum. Bir yandan da bağırıyorum "Ulan kartım yok ibneler!" diye. Oradaki ibneler görünmeyen varlıklar ve bilimum kader falan oluyor. 

Amcanın teki dokundu omzuma. "Kızım," dedi. "İyi bak belki orada bir yerdedir." 

Amca ben sanki kıçımla bakıyorum değil mi? Yerde sinir krizlerine girdim gireceğim. Az kaldı yani. Bana sağdan soldan daral geliyor. Garip garip sesler çıkarıyorum. "Böööüüğğğhh! Bööeeeağğğhhh! Büüeeaaööğğğ!" diye. Kartımı değil sanki beynimi kaybetmişim ki içinde 70 tl vardı. Bir nevi beynimi kaybetmiş gibi oluyorum. Yurdumu ödemem için gereken paranın bir kısmı lan o! Ben o kartı kaybedemem. Annem beni sikecek. Ağzıma sıçacak. Böyle kapı arkasına sakladığı sopanın geniş kısmını götümden sokup ağzımdan çıkaracak. Bu sefer kartı kaybetme endişesi yerine kocaman bir "Annem beni sikecek!" endişesi geldi. Ulan ben ne yapacağım? Kalktım yerden. Her zaman başım sıkıştığında olduğu gibi aradım ablamı. Rehberden maymuncuk ismini bulup ellerim titreye titreye aradım. Ablam da bağırsa kendimi yola atacağım çünkü biliyorum ki artık beni kurtaran kimse olmayacak. Kafamdan planlar yapıyorum kime kaçarım diye? Kübra! Ona kaçarım. O bana bakar. Eskişehir'de hem. Bulamazlar beni de. Ulan sanki kart değil olay. Sanki olay kan davası namus belası bokumsu ibne gibi bir şey. Töreden kaçıyorum ama töre değil o. Anne. Kaçtığım annem. Sanki annem bizim evin ağası, babamla ablam da silah arkadaşları. 

Ablama dedim güzelce "Abla diyelim ben kartımı kaybettim ve içindeki para bana lazım. Ne yapmalıyım?" 

Tabi ablam anladı. Gayet normal karşılayıp annemle konuşmayı önerdi. Tamam o konuşsundu. Çünkü annemin kızgınlığı alırdı ablam. Eski bankacı hatun sonuçta. Üstelik bağırdığında sesi bin oktava çıkıyor mübareğin. Allah onun boyundan almış sesine vermiş. O derece. Kapadık telefonu yürüyorum yolda. Kendimi çölde kaybolan bedeviler gibi hissediyorum. Bedevi hani bedevi. Hani şu bahtsız olanlardan. Güneş de tepemde direk beni hedef alıyor. O gün ışığı kafamdan girip ayak baş parmağımda çıkıyor sanki. Damarlarımda gün ışığı dolanıyor. Derken yer ayağımın altında oynamaya başladı. Ulan yoksa kartımı kaybettim diye annem beddua mı etti yer yarılsa da içine girse diye? Oğlum yer mi yarılıyor lan? LAAN?! Kübraaa! Yeşiiim! Narteeek! Hamzaaa! Kurtarın beniii! Hafiften gözlerim kararınca anladım ki tansiyonum düşmüş, ve acilen limonata içmem lazım. Bulut patlayınca -bakkalı bulut olarak gördüm evet- içinden limonata çıktı. İçtim o limonatayı. Verdim parasını. Artık kan beynime gidiyor daha mantıklı düşünüyorum. Derken sırtımda bir hafifleme hissettim. Elimi bir attım arkaya, ceket yok. Annem beni bu sefer kesin sikecek. Üstümden tüm mahalleyi geçirecek. O korkuyla bir fırladım yerimden. Nasıl koşuyorum ama. Topuklarım kıçıma sert bir şekilde vuruluyor. Ve otururken canımın acıyacağını da biliyorum hani. Derken bir marketin orada ceketim gelişi güzel konulmuş yiyeceklerin oraya. Kayarak durdum. Hep çocukluğumdan beri yapmak isteyip de beceremediğim o duruşu yaptım. Havalı havalı aldık ceketi. Teşekkür ettim gittim eve. 

Yani o gün yine ablam sayesinde götü kurtarmıştım. Bir tane daha var ablam sayesinde götü kurtardığım an. Eskiden -geçtiğimiz senenin Ekim ayı- hattımın tarifesi adete bir sıçırıktı, adeta bir yanmış tavuktu ve adeta bir bozuk fermuardı. Yahu, whatsapp'tan 5 dakika konuşsam hemen internet bitiyordu. Telefonda azcık konuşsam bitiyordu. Zaman dilimimiz mi farklı ben anlamıyorum ki? Neyse. Günlerden yurtta olduğum bir gün ve ben yine hattıma sövüyorum. Derken, telefonum çalıyor. Mutlulukla koşuyorum ve bir de ne göreyim? Vodafone arıyor borç için. Resmen odanın içinde soğuk rüzgar esip saçlarımı havalandırıyor o an. Nasıl anlatsam ki? Çok yalnızsındır, değil mi? İstersin ki birisi seni arasın. Yorganına sarılmış üzgün köpek bakışıyla yurdun camından eşelenmiş boklu toprak manzarası seyredip hayata küsersin. "Yok mu lan arayanım?" dersin. Tam o sırada telefonunun müziği kulağını doldurur. Resmen çita gibi koşup atlarsın telefona ama... Arayan Vodafone'dur. Arasın! Aramasın demiyorum ama hâlimi hatrımı sorsun. Bir kere de desin ki "Sevgili abonemiz nasılsınız? Dersleriniz nasıl? Size moral olsun diye 1 gb internet hediye ediyoruz ve sizi seviyoruz. Gururumuzsunuz!" En azından bir "Nasılsın?" da olurdu... Çok yalnızım Allah'ım! İkinci bir emre kadar ölüp gitmemeliyim dostlarımın isteği üzerine ama olacak şey değil! Ne yurtta internet var ne de telefonumda. Fatura geldiğinde evdekiler beni sokağa atacak biliyorum. 

Kaç gündür şu yurtta bağıra bağıra "İnternet istiyoruz yoksa bu kuşun kafasını koparırız!" diyorum! Biri bile beni ciddiye almıyor. Tamam benim içimde büyük miktarda hayvan sevgisi var ama internet olmayınca o sevgi gidiyor yerine hayvan kalıyor. Bakın ben her şeyimi internetten yapan biriyim. Sms bile kullanmıyorum. O ne lan öyle? Millattan önceydi o sms! Tarifemin komikliğine bakın bir lütfen: 500 mb internet (İşte bunlar hep intihar!), 500 dakika (Hiç yoktan iyi) ve 5000 sms. Lan oğlum ben o kadar sms'i nereme sokayım? Ben Cumaları süslü püslü müminli Cuma mesajları atmıyorum. Bayramlarda bile mesaj atmıyorum. Ya arıyorum ya da buluşuyorum. Durup durup "Bu mesajı 10 kişiye göndermezsen çükün kopar inşallah, memen patlar ve sönük sönük gezersin ha hi ho heee!" de demiyorum. Bana dakika lazım. Bir kere ben telefonda 30 dakika gülen biriyim. 500 dakikanın 30'u öyle gidiyor. Anlatabiliyor muyum? Anlıyor musunuz? Hele internet! O zaten asla yetmiyor. Arkadaş ben derslerimi internetten yapıyorum. Ben Sanat Tarihi okuyorum, tamam mı? Benim HD kalitesinden fotoğraf indirip nah gibi makaleleri okumam lazım. Bazen videolara bakıp "Aaa bak bu gömüden at kafası çıkmış. Bakayım neyin kafası bu? Hee savaşçı kafası. İlginç..." demem lazım! Ya lütfen... 

Kendime çok acıyorum. Resmen wifi var diye gidip Türkü Bar'da takılacağım. Onlar orada "Bir taş attım pencere tık dedi." derken ben de "Bir mesaj attım Whatsapp'tan tık dedi." diyeceğim. Onlar rakıları yuvarlarken ben de suları yuvarlayıp zehirlenerek şehit olacağım. Olaya bak ki tüm arkadaşlarım bana internet yoluyla ulaşıyor. Sosyal medyada bir şeyler paylaşmayınca herkes "Yaşıyor musun lan?" diyor. Yaşıyorum yaşamasına da buna yaşamak demek ne kadar doğru bilemiyorum. Beni yanlış anlamayın. Teknoloji çocuğuyum ama beni dağa bayıra bırakın ve yemeğimi atımı verin tamam! Bir de ömrümün sonuna yetecek kadar kitap verin. İnternete bakmam. Savaş mı çıkmış? Aman! Salgın mı var? E ne yapalım yani bana mı var? Devrim mi olmuş? Ay kıçım, ay götüm! Ama sistem bana kaynak kitap vermeyip ve üstelik var olan kitapların da yetersiz olduğunu gözüme gözüme sokarsa mecbur internete mahkum kalıyoruz. Bizi internete teşvik eden şey "sistem" ve bunu önce bir kabul edelim. Daha bugün Özkan hoca ağzını yaya yaya "İnternetten araştırın." dedi. Daha ne olsun? Daha ne olsun, ne? 

Ve ben sinemaya para vermek istemiyorum çok fazla. Her yeni gelen filme gidersem bir söyler misiniz ben nasıl geçineceğim? Kendimi mi satılığa çıkarayım Iphone 6 için sevgilisini satılığa çıkaran Çinli mal herif gibi? Töbestağfurullah Allah'ım şakaydı, ciddiye alma. Lanet olası parasızlık çok fena bir şey. 5 büyük mutluluğum var. Film izlemek, kitap okumak, uzaktaki arkadaşlarımla konuşmak, alışveriş ve daha fazla alışveriş. E bunlar da hep parayla. Ve çoğunluğu internet yoluyla. Ben sırf kitaba çok param gitmesin diye tabletime e-kitap indiriyorum. Yani şimdi burada her şey dönüp dolaşıp operatörlerin yavşaklığına geliyor. Şimdi en güzel örneğini demin yaşadım. Ablamla oturup konuştum. Tarifemi yükseltelim dedik. Malum sürekli aşıyorum. Kız da bıktı. Aradım müşteri hizmetlerini. Neymiş efendim cihazdan cayma bedeli ödemem lazımmış. Ne kadarmış? 595 tl. Yuh ebenin kıllı bacağı! Yuh babanın donu! Yuh ananın yastık altındaki altınları! Yuh ama yani. Kızım ben onu şak diye ödeyebilsem niye okul okuyayım? Kendi şirketimi kurar Mars'a giderim. Eyvallah dercesine kapadım telefonu. Ablama söylüyorum ağlamaklı bir şekilde. O arayınca ama "Nasıl olur efendim yok öyle bir şey! Tabiki de kardeşiniz Red ailemize cayma bedeli olmadan katılabilir." oluyor. Neden? Çünkü kızın belli bir namı var. Hatun resmen 17. Yüzyılın düşesi. Ben de şu patatesleri doğrayan sümüklü çirkin şişman kız. Hani her gelenin kıçı var mı yok mu diye ellediği? 

Allah'ım sen bana hiç gülmüyorsun. Gerçekten. Çünkü ben yine aradığımda bana "Tablet borcunuzu ödemediğinizden tarifenizi değiştiremiyoruz. Lütfen onu ödeyiniz. Borcunuzu ödemenizi rica ediyorum." dediler. Eh be susak ağızlı seni! Ödeyebilsem ödemiştim! Bizim kimseye borcumuz yoktur Allah'tan başka. (Hoşgeldin apaçi panda.) Ama ben öğrenciyim. Yurdu ben ödüyorum, üstüne bir de sağlığımı düzene sokmak için düzgün beslenmeye çalışıyorum, okul için masrafım çok oluyor hocalar sağ olsun ve arada bırakın da eğleneyim! Sen şimdi bana gelmiş bunu söylüyorsun. Telefonu kapatıp ağlayarak ablamı aradım. Sinirden artık bağıra çağıra ağlıyorum. Zavallı ablam 15 dakika boyunca küfredip ağlamamı ve burnumu sümkürmemi dinldi. En sonunda "Ayın başını bekle. Tabletini ödeyip tarifeni değiştiririz. Bir daha da böyle salak şeyler için ağlama. Sağlığına bak, yemeğinden kısma ve parasız kaldığında bana söyle." dedi. Sanki parasız kaldığımda söyleyeceğim de... Ben gururumdan dolayı iki hafta aç dolandım parasızlıktan. Baktım hastayım ilaç almalıyım. Eh ona da para lazım. Ağlaya ağlaya ablamı aradım. Bana bir kızmıştı telefonda ağlayarak. Neymiş bir daha parasız kalınca ağlamak ve aç kalmak yerine onu aramazsam beni çok dövermiş. Ablacım 1.55 boyundasın ve 42 kilosun. Nasıl döveceksin beni? Hayır, ben gurur yaptığımdan ağlıyorum. Sinirliyim çünkü. 

Çünkü... Ne bileyim. Ayaklarımın üzerinde duramadım para konusunda. En güçsüz hissettiğim konu paradır. Evet, benim çoğu şeyim son modeldi ama alan kişi ablam. O varken aç kalmasam da o yokken ben bir hiçim. Ve bunu kendime itiraf etmek bile şu an gözlerimin dolmasına yetiyor. Ben. Ablam. Yoksa. Bir. Hiçim. Çünkü o benim küçük annem. Ateş içinde yanıp "Abla kendine iyi bak. Galiba bu sefer cidden bu hastaneden sağ çıkamayacağım." dediğimde hastaneyi inleterek ben iyileşeyim diye doktorları başıma toplayan biri. Ya da ilik aldırıldığı gün ben ateş içinde yatarken ablamın ateşimi düşürmek adına her şeyi yapıp bedenimi kullanamıyorum diye bana yemek yedirmesi gibi. En basitini söyleyeyim mi? Bana bir kere bile "Seni seviyorum ve sana güveniyorum." demesi bütün zorluklara göğüs germemi sağlıyor. Evdeki odamda soluma dönüp de onun minik bedenini gördüğümde kalbimde onun için her şeye göğüs geren duygular varsa tamamdır! Ben bu oyunu bozarım! (İşte bunlar hep ablama yalakalıktır! Bu kış Uludağ'a kayak yapmaya gitmenin yolunu yapmaktır!) 

Neyse en sonunda halletmiştik. Şimdi bir tarifem var. Adeta som altından yapılmış göt bezi, adeta dolar sıçan Sibirya Kurdu ve adeta zengin koca bulan sümüklü Pakize. 4 GB internetimle sizlere mutluluklar diler, 1000 dakikalık konuşma pakedimle bunun sebebini açıklar ve 1000 sms ile de ölümsüzleştiririm. Hahaaay! Yaşasın ablam! Yaşasın onun kocaman şefkatli yüreği. 

Şimdiyse her bokumu kendim yapıyorum. Kendi paramı kendim kazanıyorum, burslarım kesildi ama olsun işte bir şekilde yolumu buluyorum, paramı idareli kullanabiliyorum, kız olmanın avantajını yaşıyorum ve en önemlisi zırlamıyorum artık. Param yok mu? Hiç sorun değil. 4 adet kardeş bankam var. Aramızda dönüyoruz sürekli. Nartek Bank, Yeşim Bank, Hamza Bank ve Mami Bank. Bu sene öyle güzel dostluklar edindim ki... Şu siktiğim hayatımda yalnız olmadığımı anladım artık. Bundan önceki senelerde yalnızlığı hissetmem çok normaldi çünkü gözlerim kördü. Şimdiyse ikinci ailemle hayatımın baharındayım. Amca, teyze vasfı gören yiğidolarım da var. Ozan, Derin, Çağrı, Emre, Burak... Hani abi, sevgilim olmuş olmamış pek önemli değil. Bence ben sevgimi yeterince alıyorum. Yeterince sevilip seviyorum. Pandaları bilmem de bendeniz esmer panda hiç yalnız değil. 

Ha bu arada... Sevdiklerinize onları çok sevdiğinizi ve yanlarında oldukları için teşekkür etmeyi unutmayın. Çünkü, ben her Allah'ın günü bunu söylüyorum.