İşte her şey böyle başladı. Gülay'ın hayatımda etkili olmaya başlaması hatta hayatıma "Siz" kelimesini getirmesi bu tanışmadan yaklaşık 1 yıl sonra başladı. Kan ter içinde kaldı bana o kelimeyi kullandırtana kadar. Ne zaman onunla beraber aynı ortamda olsak ve yabancı biri gelse kesinlikle "sen" deme hatasına düşüyordum. Bir gün en sonunda samimiyetimden dolayı aynı ortamdaki tüm erkekler bana yürüyünce Gülay'ın suratındaki bir kas tik olarak attı. Gözü ufaldı, burun delikleri genişledi ve yüzündeki o "Ben sana soracağım!" gülüşü ortaya çıktı. Allah belamı verseydi de o yüz ifadesine bürünmeseydi. Ama Allah hem belamı verdi hem de Gülay verdi. Ertesi gün aldı beni karşısına "Bak seni son kez uyarıyorum, Seher. Ya insanlarla belli bir mesafeyle konuşursun ya da kendini basit göstermeye devam edersin." dedi. Tabi bunu bu kadar nazik söylemedi ama olsun. Verilen ana mesaj buydu. Yemin ettim hatta yerlere kapandım düzeleceğim diye. Açıkçası inanmadı. Haklı. 1 senedir gidip gelip aynı şeyleri söylüyor. Bir gün hiç unutmuyorum kafama kalın eski türk edebiyatı kitabıyla geçirdi. O kızın benim üzerimde uğraştığı kadar anam babam uğraşmamıştır. Bir gün cidden baltayla beni kesip "Siz diyeceksin kafasına soktuğum kızı! Yeter lan!" diyecek diye korkuyordum. Hâlâ da korkuyorum. Geçen hastanedeyken istemsiz bir "Sen" lafı çıktı doktora. O an Gülay'daki parlayan gözleri görmeliydiniz. Avını gözüne kestiren avcının bakışlarıydı bunlar. Adeta bir kartal... Yavru kartal! Beşiktaşım oley! Beşiktaşım oley!
Hastane demişken bizim Gülay'la olan hastane maceramız var ki tadından yenmez. Bir gün regl ağrısından dolayı hastaneye gittim. Yanımda kalan tek insan evladı Gülay'dı. Yine her zamanki gibi giymiş cicilerini. Doktor gelmiş diyor ki bana "Gebelik şüpheniz var mı?" Geri zekalı. Adamın suratına desibel desibel kahkaha atmak istedim. Hunharca ağlamak. Hiç sevgilim olmadı demek. Elim erkek eline belki tokalaşmak için değdi demek istedim. Bacağına sarılıp sümüklerimi yeşil doktor pantolonuna sürmek istedim. Ama yaptığım tek şey "Hayır." demek oldu. Ama adam inanmadı lan. Gitti test yaptırdı. Orospu çocuğu madem benim sözüme inanmayacaksan ne diye soruyorsun da psikolojimi bozuyorsun? Bir de test sonuçları çıkınca gevşek gevşek "Hamile değilsiniz." demez mi? La havle kuvvete illa billa! Oğlum ben kimle yapacağım o çocuğu? Önüme gelenle olmayacağına göre? Hayır oradan bakınca kerhane kaçkını gibi mi görünüyorum itoğlu it?! Terbiyesiz. Münasebetsiz. Sıfatsız. Neyse efendim Gülay'la mal mal gülüyoruz biz. Yan kabinde Allah'ın bile etmediği barzo takımı var. Adamın giydiği takımı görseniz milli yas ilân ederdiniz o günü. Üç beden büyük lila gömlek, parlak siyah kundura, sanki seneye de giyerim mantığıyla alınmış ceket ve pantolon... Surat desen tipi nedeniyle felç geçirdik. Sürekli bizim kabinin oradan geçiyor. Koğus ağası mübarek! Biz Gülay'la adama gömerkenkabinin önünden öyle biri geçti ki ben kendimi sedyeden attım yere artık. Yahu sen nasıl bir şeysin? Allah seni yaratmış ki biz kadınlar elinde mendille gözü yaşlı bir şekilde ardından bakalım. O altın saçlar sırma gibi anacım! Boy pos endam desen on numara beş yıldız. O gülüş? Sen gülünce güneş ışıldar be! Hele gözleri... Gökyüzünden iki parça düşüp gözlerine konmuş senin. Sağa bakıyoruz içimiz kararıyor, sola bakıyoruz salyalarımız siliyoruz. Leonardo! Adını Leonardo koyduk. Sen buraya gelsen de kalbim acıyor doktor desem... Desem ah! İçimde yara kaldı lan çocukla hiç konuşamadım diye. Sonra biri daha girdi içeri. Esmer yakışıklısı! Sonra biri daha! Artık ruhumu teslim edecektim. Tüm Best of The Model'ler toplanmış doktor olmaya karar vermiş. Tam böyle gözümüz gönlümün açılmış. Atmışız bacak bacak üstüne. Yine gelmez mi bizim barzo? Çıkarmış kafayı bize bakıyor. Tabi bizdeki de şans. En güzel göründüğümüz zaman barzo çıkagelir, mal mal surat ifadeleri yapıp güldüğümüzde de model doktorlar.
Kaderimize ağlarken bizi içerideki ağır hastaların yattığı kısma aldılar. Hemşiri görseniz kendinize ütü basarsınız. Adamdaki iticilik Ajdar'da yok. Bir de gelmiş Gülay'a diyor ki "O elindeki arapça mı? Ben arapça biliyorum ama okuyamıyorum." Osmanlıca kafasına sıçtığım herifi. Osmanlıca! Gelen soruyor giden soruyor. Biri de çıkıp Kuranı Kerim demedi ya ona şükrediyoruz... Biz bana sedyede işkence uygularken birden bir ses duyduk. Anam? Yoksa? Biri böğürüyor.
"Öööüüüüööaaağğk!" Oha dönüştü!
"Hıııaaaaaöööğğğğaaaüüğğğağk!" Gülay kalk!
"Üüüaaaaaaöööööğğğğğğğğ!" Lan çabuk!
"Hööööööööğğğğğkkk!" Artık kesin karar verdik, gelen kişi Hulk. Plan yaptık. Hemen benim serumu alıp tekerlekli sandalyeye bineceğiz ve özgürlüğümüze doğru yardıracağız. Biz odanın en sonundayız. Hulk önce nefes darlığı çeken teyzeyi yer. Zaten çok yaşlı. Ardından orta yaşlı amca var. Tamam. O da nirkaç sene sonra ölürdü alkolden zaten. Sonra da biz. Hulk, teyzeyi yerken camdan atlar tekerlekli sandalyelerin yanına doğru rahatça koştururuz. Tam planı tekrar ederken sesler kesildi. Aynı anda Gülay'la korkup iman power moduna geçtik. Nas'lar Felak'lar havada uçuşuyor. Allah'ım bir daha bunu yapmayacağımlar'ı saymıyorum bile. Perdenin oradan kafamızı çıkarmış bakıyoruz gelene. Ayak sesleri öyle böyle değil. Bam, güm, bam, güm! En sonunda ayak seslerinin sahibini ve seslerin sahibini gördük. Kusup öğüren göbekli Trakya emeklisi amca. Abi ben o kadar kusan insan gördüm ama böylesini ilk defa gördüm. Korktuk. Sıçtık. Öldük. Dirildik. Öyle ki bana ikinci serumu taktılar bembeyazım diye...
Hadi bu yine iyi. Gecenin 1'ine kaldık yurda dönerken. Yaşam'dan yurda geçeceğiz. Nereden baksan 10 dakika sürüyor. Bir Allah'ın kulu yok. Rahatız çünkü her fakülte binasında iki güvenlik görevlisi ve her yerde kameralar var. Motorsikletle desen çok rahat bir şekilde 30 dakikada bir devriye yapıyorlar. Sülalem rahat anlayacağınız. Bağıra çağıra şarkılar söyleyip gülüyoruz. Ben bir ara gülerken sağa sola çarptım. Ya benim bu halime çözüm yok yani. Yok. Allah beni böyle dengesiz yaratmış. Denge bileklerini denemedim ama umudum sıfır. Kezâ bir süre sonra toparlanıyorum. Biz öyle yürürken bir ses...
"Ciiieeeaaaayaaaeeeğğğkk!" Ananı bacını o ne ya?
"Ciciciciciciiiieeeaaaağğğğkkk!" Lan ne oluyor? Durduk solunlandık. Dikkat kesilmişiz. Bir şey daha duysak o metrelerce olan topuklulara bakmadan kıçımıza vura vura koşacağız yurda kadar.
"Cieiecieeaaacaaacieeeööüüaaaeeeiiiyaaağğk!" Koş abi, koş, koş, koş, KOŞ! Sürü olarak geliyorlar resmen. Nasıl bir şehir lan burası? Kuşu bile manyak! Kuş dediğin "Cik cik!" diye öter. Bunlar nara atıyor, savaşa çağırıyor resmen! Gülay'la elele tutuşmuş halde koşuyoruz yurda doğru. Tam yurda 50 metre kala durup solunlandık. Resmen etek kafama geçti benim bir ara koşarken. Dağıldım yani. Gülay ise sadece soluk soluğa. Ne saçı bozuldu ne kıyafeti. Ulan rabbimin bana nanik yapmasına gücendiğim kadar hiçbr şeye gücenmem. Hep ben öcüyüm millet superman!
Bir kez daha gece mevzumuz oldu. Onda da suçlu ben olabilirim. Geçen gece gıcık olduğum motorcu vardı. O yanımızdan malca geçince beddua ettim. Ama Gülay beni uyardı. Yapma dedi. Etme dedi. Bak sonu sana dokunacak dedi. Tabi abi kız yaşamış biliyor. Akıllı. Ben öyle miyim? Yoo. Hep aykırı gidiyorum. Biz birazcık ilerlerken bir baktık İktisadın orada kaza var. O topuklularla nasıl koştum bilmiyorum ama ilk ben koştum. Kenan soruyor Selahattin'e "Dolu musun?" Bir an durup bismillah dedik. Ne dolusu? Kurtlar Vadisi Pusu oldu bu okul iyice lan! Selahattin gayet sanki yanında sakız varmı demişler gibi "Doluyum." dedi. Ben bozuntuya vermiyorum. Geçen seneden beri "Emanet" adı altında olan bir şey taşıdığını gayet birinci ağızdan öğrendim ben. Ama Gülay'ım bilmiyor. Tırnağının ucuyla beni tutup "Ne dolusu ya?" dedi. Ah Gülay... Canım Gülüm... Kanayan Gülüm... Burada neler dönüyor bir bilsen...
Neyse gittik adamın yanına. Adam yerde yatıyor. Anasını satayım ben sanki yerde evladım yatıyor da 28 yıl tıp okumuş biri gibi bağırıyorum. "Dokunma! Beyin kanaması olabilir! Kafasını vurdu mu? Ay kozan ölüyor! Ay ambulans! Çekilin ben ilk yardım biliyorum! Gülay gitti kızan, kanka! Yüüz on ikii! Onu arayın ay ay ay! Dokunma dedim sana! Kıpraştırmasana kızanı! Şşş! Konuşabiliyor musun annecim?"
Sonra Gülay beni bir çekti. Bir tane patlattı koluma. "Sana ne oluyor be? Sanat Tarihi okuyorsun kızım sen! Tarihi eser değil, insan o! Çekil kenara. Kavga mavga çıksa ilk sen ölürsün. Gel yanımda dur." Kız haklı beyler. Yani benim orada kıçımı yırtmam boşuna. Beyin kanaması geçirse adama açık ameliyat mı yapabileceğim sanki? Ben düğmemi zor dikiyorum daa! Birinden polis lafı çıkınca yerde ölü gibi yatan adam zınk diye ayağa dikildi.
"Aaaa yaşıyormuş. Kalktı..." Günü bitiren sözler benden çıktı yine. Gülay'ın benimle günlerce dalga geçmesine neden olan bu olaydan sonra bir daha asla doktorculuk yapmayacağıma kanaat getirdim. En az "siz" kadar çok şey kattı bu olay bana. Not 2. Sazan olmak yok. Olay varsa ve yapabileceğin bir halt yoksa kenarda izle.
Peki ya Beşiktaş maçlarımız? Ertuğrul, Gülay'ım ve ben! Unutulmaz üçlü. Unutulmaz mekân Zübeyde Hanım Parkı. Gittik maça. Üstümde Gülay'ın verdiği Beşiktaş forması ve yanımda gururla yürüyen yavru kartalım Gülay. Girdik içeri. Kurulduk üçümüz de yerimize. Maç başladı. Tezahüratlar, marşlar, tekbirler... Her şey güzel gidiyordu. Bir bayanın maçta bulabileceği huzur vardı... Ta ki maç kızışana kadar. Abi ben hayatımda duymadığım küfürler duydum. Arkamdaki çocuk soyunacaktı artık sinirden. Hakem çıkınca edilen küfürleri yazmak istemiyorum ama en yaratıcı olanı "Ananın bilmem neresine fişek girsin!" oldu. Kızandaki fantezi dünyası ayakta alkışlanır. Önde bir tanesi tek başına inadına marş söylemeye, milleti gaza getirmeye çalışıyor. Arkadaki "Beşiktaşım oley! Beşiltaşım ol-hav!" diyerek köpeğe dönüşüyor. Marşların sonunda "Dıkşın dıkşın dıkşın!" diye bağıran insan evladı çıkıyor. Atkısını perde geçiren oluyor. Sandalye kafamızın üstünden uçuyor. Ama bizdeki tepki öne eğilip kahkaha atmak oluyor. Maçlara aslında maçı izlemeye değil de gülmeye geldiğimi fark ettim çünkü bir bok anlamıyorum. Örneğini vereceğim şimdi.
Kale bizim kalemiz. Ama benim bundan haberim yok. Orada büyük bir kızışma var. Sonunda bir bağırdım "Vursana artık lan!" diye. Herkeste bir sessizlik. Hani ne yaptım ki? Niye kimsede çıt yok? Gülay'a döndüm ipucu için. Gülay bana gülerek bakıp ağzımı kapatıyor. "O bizim kalemiz, Sehercim." İşte bu cümle bar ya? Beni öldürdü. Yer yarılsın içine gireyim Allah'ım. Üstüme çimento döksünler Allah'ım. Şeytan deyip taşlasınlar beni ama bu işkence, bu utanç bitsin Rabbim! Hadi buna tamam. Ama ben koskoca Demba Ba'yı nasıl öbür zenci ile karıştırırım ya? Nasıl?! Tamam çoğumuz karıştırıyoruz ama adamın formasındaki ismi görüp hâlâ Demba Ba diye inat etmek neyin kafası? Gol olmadığı halde sevinç çığlıklarım? Ya lütfen biri bana açıklayabilir mi? Neden? Niye? Niçin? Bir de gol olunca hödükleşip trolleşmem? Önüm gelene sarılıp dalağımdan gelecek şekilde tezahürat yapışım?
"LÖLÖLÖLÖLLAAAAÖÖÖAAAAĞĞĞĞ! OOOOO BÖÖŞÖÖÖKTÖÖÖÖAAAŞŞŞ!"
Korkuyorum kendimden... Çok hem de... Ama ben o maça Gülay için gidiyorum. Sırf güleyim diye. Osmanlıca'yı sırf Gülay öğrettiği için seviyorum. Geceleri Yaşam'da takılmayı hatta beylerbeyi'nin devami müşterisi olmayı Gülay'la vakit geçirip eğleneyim diye seviyorum. Herkesin hayatında bir adet Gülay olmalı. Durun! Fikrimi değiştirdim. Olmasın. Çünkü, o sadece bana özel olmalı. Hastanedeyken benim üstümü örten kişi olmalı o. Ve sadece beni örtmeli. Bana kızmalı iyiliğim için. Yanlışlarımı örtmeli. Düzeltmem için kızmalı. Moralim bozulduğunda mantıklı konuşmalı. Sırf iyi hissedeyim diye yalan söylememeli. Bir daha kötü hissetmeyeyim diye doğruyu söylemeli bana. Ama bana yapmalı bunları. Benden başkasına Osmanlıca öğretmesin mesela. Benden başkasına "Siyer!" demesin. İstemiyorum. İçim acır benim. Bir tek bana demeli "Dolu musun kardo?" diye. Bir tek ben anlamalıyım onun aklından geçeni bilip beraber gülmeyi. Gülay'ın değerini bilmeyen o kadar çok kişi var ki... Size kızarsa sevinin ya. Mutlu olun. Çünkü sizi cidden seviyordur. Hele ki sana vurup sana karışıyorsa kalk horon tep anasını satayım. İşte o zaman cidden önemsiyordur seni. Gülay'ımı anlatmakla bitmez ki. Onu yaşamak lazım. Hayatımın seve seve kabul ettiğim 3/2'sisin, Gülay. Teşekkür ederim hayatımda olduğun için. İnan ki bana yaptıkların için seni her zaman çok daha fazla sevip kalbimde yerini daha da derinleştireceğim. Nice rezil olmalık Beşiktaş maçlarına, kardo.
Pandalı çikolata için teşekkürler. Gülaylaylaylom galiba bana göre sevmeler...